Yusuf Ulcay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yusuf Ulcay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2021 Salı

Merak etti 500 yıllık sanata hayat verdi[25 Aralık 2017 ]

 Dilek Erim'in Yıldız Sarayı Şale Köşkü'nde görüp aşık olduğu, hat, tezhip, minyatür ve ebru gibi geleneksel sanatlar arasında yer alan ancak cumhuriyet döneminde unutulan kaatı, onun kişisel mücadelesi ve emeği sayesinde üniversitede okutulacak ders haline geldi.

Bir motif veya desen örneğinin, ince bir kağıt ya da deride oyulduktan sonra başka bir zemin üzerine yapıştırılması olarak bilinen 'Kaat'ı sanatı 14'üncü yüzyılda Afganistan'ın Herat bölgesinde Abdullah Kaatı tarafından yapılmaya başlandı. Bu bilgiler, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nden ve Gelibolulu Mustafa Mir Ali'nin Menakıbı Münevveran adlı eserinde yer aldı.
Osmanlı'nın bu sanatla tanışması ise Akkoyunlu Yakup Bey'in Fatih Sultan Mehmet'e gönderdiği kaatı albümüyle başladı. Bu eser hâlâ Topkapı Müzesi'nde yer alıyor. İkinci Beyazıt ve Kanuni dönemlerinde altın devrini yaşayan kaatı sanatı öylesine gözde bir sanat haline geliyor ki, padişahlar tarafından özel olarak yaptırılan eserler, Avrupa'daki krallara hediye olarak gönderiliyor. Bugün Avrupa'nın önemli birçok müzesinde bu albümler özenle sergileniyor.
Osmanlı'nın son döneminde ve cumhuriyet yıllarında unutulan kaatı sanatı, Prof. Dr. Süheyl Ünver'in çabaları sonucu yeniden canlandı.


TBMM'de uzun yıllar aralarında merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın da bulunduğu devlet büyüklerinin özel kalem müdürlüğünü yapan Dilek Erim'in hayatı Yıldız Sarayı Şale Köşkü'ne atanmasıyla değişti. Buradaki geleneksel sanatlar arasında yer alan hat, tezhip, minyatür, ebru ve kaatı sanatı ile tanışan Erim, artık unutulan kaatı sanatına aşık oldu.
Dersleri Prof. Dr. Ünver'in kızı Dürdane Ünver veriyordu. Ancak, kısa bir süre sonra bürokrasi burada da ortaya çıktı. Öğretici belgesi yoktu. Bu noktada devreye giren Dilek Erim, TBMM'de uzun yıllar süren deneyimleri ve ilişkilerini kullanarak çözümü buldu. Belgeyi isteyen Milli Eğitim Bakanlığı, TBMM'de bakanlığın üzerinde bir kurum olduğuna göre buradan alınacak belge iş görecekti. Uğraşıları sonucu bunu başararak eğitimin devamını sağladı. 7 yıl boyunda TBMM Genel Sekreterliği Milli Saraylar Dairesi Başkanlığı, Geleneksel Türk Sanatları Eğitim Merkezi kaatı sanatı ve diğer geleneksel sanatları öğrendi.


Dilek Erim, emekli olunca da yerleştiği Bursa'ya kaatı sanatını taşıdı. Nilüfer'deki Konak Kültür Merkezi'nde sergi ile başlayan yolculuk, Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in gösterdiği ilgi sayesinde kursa dönüştü. Ardından Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nden Prof. Dr. Şermin Külahoğlu ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Müfit Parlak'ın ilgisiyle üniversiteye taşındı. Rektör Prof. Dr. Yusuf Ulcay'ın verdiği destekle bugün bütün üniversite öğrencilerinin alabileceği üstelik kredisi yüksek seçmeli ders haline geldi.
Uludağ Üniversitesi'nde bu sanatı gelecek nesillere taşıyacak öğrenciler yetiştiren Dilek Erim'le hem kişisel yolculuğunu hem de kaatı sanatını konuştuk.

Kaatı ile nasıl tanıştınız?
TBMM'ye bağlı Yıldız Şale Köşkü'nde yöneticiydim. Derslere girmeye çekindim. Hoca, 'neden derslere katılmı-yorsunuz' diye sordu. O bana sorduğunda dünyaları bana verdi. Böylece başladım ve aşık oldum. Ebru hocamız Hikmet bey de 'hep camdan seyrediyorsun niye sınıfa gelmi-yorsun' diye sordu Kendi önlüğünü bana giydirerek ilk ebruyu yaptırmıştı. Bunlar benim için çok önemli. Semih İrteş hocamız vardı. Kalemişi yapı-yordu. Onu öyle sevgi ve saygıyla anıyorum ki bana da yaptırmıştı. Kaatının nostaljisi beni çok etkiledi. 14'üncü 15'inci yüzyılda dünyanın en ünlü müzelerinde kütüphanelerinde eserler var gidip onları görüyorsunuz. Bizim kendi sanatımız ve bizim haberimiz yok. Bunun için asıldım ve bu hale gelmesini sağladım.

Bu yolculukta birçok zorlukla karşılaştınız sanırım.
Eğer o dönemde karşılaştığımız sıkıntılara arkamı dönseydim yine bilinmeyen bir sanat olarak kalacaktı.' Dürdane Ünver hanım bu sanatı, bu dersi veremez' dediler. Çünkü icazeti yok. Dersi verebilirlik belgesi yok. Resmi belge sertifika yok bir şey yok. Milli eğitime gittiğimde bana dediler ki 'Dilek Hanım sen uğraştın bu dersi kabul ettirdin de dersi kim verecek?' 'Bu hoca verecek' deyince 'onun belgesi nerede?' diye sordular. Sabaha kadar uyumadım. Nasıl olur? İki yıldır veriyor. Meclis Milli Eğitim'in üzerinde Meclis Başkan'ından görevlendirme kağıdı alırsam vermek zorundalar. 'Böyle bir kağıt gelirse bu hoca burada ders verebilir' dediler. Belgeyi aldım ve hoca ondan sonra ders verdi. Benim bu uğraşımdan sonra herkes sertifika almaya başladı. İlk sertifika alanlardan biriyim. İki grup vardı. Ben iki grupla da birlikte derslere giriyordum. Düşünsenize 7 yıl boyunca bu devam etti. Hem sabah hem öğleden sonra dersleri takip ettiğim için 14 yıl eğitim almış gibi oldum.

Bursa macerası nasıl başladı?
Bursa'ya yerleştikten sonra Konak Kültür Merkezi'nde sergi açtım. Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in gösterdiği ilgi sayesinde kurslar açtık ve çok sayıda öğrenci yetiştirdik.
Prof. Dr. Şermin Külahoğlu ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Müfit Parlak'ın gösterdiği ilgi sayesinde Uludağ Üniversitesi'ne taşındı. Rektör Prof. Dr. Yusuf Ulcay'a minnettarım. Çünkü seçmeli olan dersin kredisini artırarak, ilgi çekici hale getirdi. Çocuk bir iki dönem alıyor sonra vazgeçmiyor 3-4'üncü döneme geliyor. Daha ileri boyutta çalışarak, bayağı bir yol katediyor. Geleneksel sanatlar bölümü olan bir üniversite kaatı hocalığı yapacak düzeye ulaşıyor. Rektör Ulcay, geçen yıl sergimize geldi iki buçuk saat dolaştı. Bayıldı çok mutlu oldu çocukların hepsiyle tek tek ilgilendi ve bizim emeğimize o kadar saygı gösterdi ki dersin kredisini artırdı.
l Gelecek emin ellerde mi?


Zaten geleneksel sanatlar bölümünde kaatı hocaları yok. Şimdi el veren çocuklar var. Ben de sonuna kadar arkalarında duracağım ve onları kaatı hocası olarak birçok yere yerleştireceğim.
Gelecek vaat eden 10'a yakın öğrencim var. Ben bir faniyim. Bunu her zaman söylüyorum. Bütün püf noktalarına kadar öğretiyorum. Bütün arşivimi onlarla paylaşıyorum. Bir tasarım nasıl yapılır. En önemli boyutu bu. Bunları anlatıyorum ve hiçbir eseri kopyalamamalarını etik olarak onlara anlatıyorum.

Kaatı dışarıdan nasıl görülüyor?
Günümüzde kaatıyı bu kadar popüler hale getirdikten sonra eline uhu alıp bir şey yapıştıran kaatı yapıyorum diyor. Değil, yapılan eserlerin hepsi koleksiyon değeri taşıyor. Bunların hepsi bir gün gelip açık arttırmalarda satılacak değerde. Eser tek yapılır. Ne yazık ki sergilerde fotoğraf çekerek bunu yaparım diyen arkadaşlar var. Bu etik değil. Çünkü yapılan eserlerin hepsinin Kültür Bakanlığı'ndan telif hakları alınıyor ve koleksiyonerler size güvenerek bu eserleri alı-yorlar. Siz telif hakkı alınmış bir eseri tekrar nasıl çalışırsınız. Bu olmaz etik değil.



Sanatı gelecek nesillere devam etirecek mi?
Bu yol açıldı. Artık ilerleyecek. Akademiye girdikten sonra biz değil eğitim gören çocuklar götürecek. Onların önünü açmalıyız. Geleneksel sanatlar bölümünü rektörümüzün katkılarıyla açabilirsek bir de en çok istediğim biz eserlerimizi demirbaş numarasıyla üniversiteye kaydedelim. Cumhuriyet döneminde kayıt altına alınan eser yok. Bakın Hollanda Leden Üniversitesi'nin kütüphanesinde kayıtlı vazoları çalışıyoruz. Bizim vazolar hediye gitmiş. Neden Uludağ Üniversitesi kütüphanesinde kayıtlı eserler olmasın. Türkiye'de ilk kez 2013-2014'te Uludağ Üniversitesi'nde bunun dersi verildi. Bundan önce hiçbir üniversi-tede kaatı dersi yok. Kaatı sanatını bilen yok ki dersi olsun.
Bunların bilinmesini gerçekten istiyorum. Ben yaşayan canlı bu işi yapmış biri olarak ilk ağız ilk nefes. Bunların kayıt altına alınmasını istiyorum. Bu çabalar olmazsa cumhuriyet dönemi eksik kalacak.

3 Mayıs 2021 Pazartesi

Atlara fısıldayan akademisyen Nobel'e kosuyor[18 Aralık 2017]

 Onu son aylarda eğitim verdiği kız öğrencilerin 'at pisliği temizleyip nal çakıyorlar' haberleriyle tanıdık. Habere konu olan Uludağ Üniversitesi Mennan Pasinli Atçılık Meslek Yüksekokulu'nun müdürü olan Doç. Dr. Gözde Özalp, yöneticiliğinin yanı sıra Almanya'da doktorasını yapan bir bilim insanı. Bir yandan Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu at antrenörlerini yetiştirirken, diğer yandan yürüttüğü bilimsel araştırmalarla Nobel ödülü almak için gecesini gündüzüne katarak çalışıyor.

Gözde Özalp, ziraat mühendisi olarak görev yapan babasının tayiniyle 5 yaşındayken geldiği Bursa'da, ilk ve ortaöğreniminin ardından 2000 yılında Uludağ Üniversitesi Veteri-ner Fakültesi'nden mezun oldu. Bir yıl sonra Alman Bilimsel Araştırmalar Kurumu'nun bir bursunu kazandı. Bursu kazanan ilk ve tek Türk öğrenci olan Özalp, Justus Liebig Giessen Üniversitesi'nde 3 yıl boyunca özel bir eğitimden geçti. Gözde Hoca, eğitimi sonrası Almanya'dan gelen çok yüksek ücretli teklifleri babasının öğüdüyle elinin tersiyle iterek, aşık olduğu kent Bursa'ya döndü. 2005 yılında Veterinerlik Fakültesi Doğu Jinekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan Özalp'in yöneticilik serüveni ise Rektör Prof. Dr. Yusuf Ulcay'ın fakültenin dekan vekilliği döneminde başladı. Önce dekan yardımcılığı yapan Özalp, geçen ağustos ayında Prof. Dr. Ulcay'ın teklifi üzerine Mennan Pasinli Atçılık Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü görevine başladı. Bu okul öyle sıradan bir yüksek öğrenim kurumu değil. Öğrencileri adeta atlarla birlikte yatıp, atlarla kalkıyorlar. Kız erkek fark etmiyor. Kimi nal çakarken, kimi atları besliyor. Kimi de pisliklerini temizliyor. Eğitimin sonunda ise neredeyse iş garantili bir mesleğe kavuşuyor.

Öğrencilerinin daha iyi eğitim görmesi için başta Türkiye Jokey Kulübü olmak üzere birçok kurumla görüşen, gelen isteklere göre ders programlarında değişiklik yapan Gözde Hoca, bilimsel araştırmalardan ise asla vazgeçmiyor. Halen ikinci doktora çalışmasını yapan Gözde Özalp, koyunların gebeliği ve köpeklerle ilgili iki araştırma üzerine yoğunlaşmış durumda. Hedefini de çok yükseklere koymuş. 'Bu yol Nobel'e çıkar' diyen Gözde Özalp, ölmeden Nobel almayı kafasına koymuş.
Gözde Özalp ile hem bilimsel yolculuğunu ve de yöneticiliğini yaptığı okulu konuştuk.

Atlara ilginiz nasıl başladı?
Mesleki olarak atlar ilgimi çekiyordu. 1996 yılında Uludağ Üniversitesi'nde öğrenci kulübü olarak binicilik kulübü kuruldu. Kuruluş aşamasında ben de vardım. O zaman ikinci sınıf öğrencisiydim. Hem kulübün yönetim aşamasında hem de aktif binişlerde, o zaman atlı spor kulübünde binişler yapılıyordu. 4 yıl kadar binicilik kulübünde vardım. Sonra yurtdışına gittim.

Mennan Pasinli Yüksekokulu ile temasınız oldu?
Mennan Pasinli, Cumhuriyet'in ilk yıllarında harp okulundan mezun olmuş süvari birliklerine atanmış. Yarbay süvari rütbesine yükselmiş yurtdışında çok başarılı konkur yarışçısı. Okula adının verilmesi bir vefa borcu. Okul, 1997'de kuruldu ama uzunca bir süre eğitim ve öğretime başlamadı. 2014'te öğrenci almaya başladı. At antrenörü yetiştiren bir okul. Veteriner Fakültesi ile aramızda bağ vardı. Prof. Dr. Yusuf Ulcay müdürlüğü teklif edince kabul ettim.

Eğitim programı nasıl, kaç öğrenciniz var?
Toplamda 75 öğrencimiz var. Kadın öğrenci sayımız her sene artış gösteriyor. Bu yıl 15 kız öğrencimiz var. Okulumuzun amacı at antrenörü yetiştirmek. Atın olduğu her yerde söz sahibi olmak. At antrenörlüğü çok merkezi bir iş aslında. Hem at, hem veteriner ekibi hem atın sahibi seyisi, jokeyi, aprantisi, bunların hepsinin koordinasyonunu yapabilen biri olması gerekiyor. Ders programları açısında son derece güzel bir programa sahip. Ama benim her zaman hekim olarak da kendi fakültemde uyguladığım gibi, görenci sadece derste teorik olarak gördüğü bilgilerle kalmamalı. Uygulama yapmalı ve bunu sahada gerçekleştirmeli. Saha şartlarında durum böyle değil. Bu yıl çok ciddi bir ders revizyonuna gitmeyi planladık.

Öğrencilerin uygulamalı eğitim gördüğü okulda kaç atınız var?
8 tane atımız var. Birçok yerle görüştük. İki hafta önce İstanbul'dan bir at daha geldi. Ergül Oruç Kazandıran adlı 6 yaşında bir at. Bir yıl önce Tarık-Selin Dikencik çifti bir at gönderdi. TJK'tan önümüzdeki hafta bir kısrak gelecek. Günden güne artırıyor. Her öğrenciye bir at düşecek.
TJK ile geçen hafta İstanbul Veli Efendi'de yaptığımız görüşmede, 'Türkiye'deki tüm hipodromları sizin eğitiminize açacağız' dediler. Aynı zamanda TJK öğrencilerimize burs da sağlıyor. 10 öğrencimiz her yıl burs alıyor. Okulumuzdan mezun olanların neredeyse iş garantisi var. Çünkü aranılan eğitimli personel yetiştiriyoruz.

Zorlu bir eğitim sanırım.
Eğitim uygulamalı. Zor ama zevkli. Önümüzdeki sene en az bir dönem olmak üzere TJK'da bire bir eğitim alabilecek şekilde, teorik dersleri azaltmak ve sahadaki eğitimi artırmak yönünde planlarımız var. Bir nalbant yetiştirmek bizim eğitimizde çok zor. Nalbantlık eğitimi uzun ve meşakkatli bir iş. Kartepe Meslek Yüksek okulunda bir ziyaretimizde öğrenmiştim. Bazen bir mıh çıkarabilmek için bir yıllık eğitime ihtiyaç duyuluyor. Nalbantlık bölümümüz yok ama nalbantlık eğitimimiz var. Türkiye'nin en iyi nalbantlarından biri iki yıldır çok büyük bir özveri ile derse geliyor. Çok ilginçtir ki bu seneki öğrencilerimizde nalbantlık dersine çok büyük ilgi var. Bir tanede muhtemelen diğer yüksek okulları bilmiyorum ama ilk kadın nalbandı biz yetireceğiz. Çok ilgili, çok alakalı.

Bölümünüzü bilmeden yazan öğrenciler var mı?
Var. O yüzden ismine atçılık kelimesini de ekledik. Artık öğrencilerimiz bilinçli geliyor. Uludağ Üniversitesi'nde aynı anda iki bölüm bitirme imkanı da var. Başka bölümlerden gelen öğrenciler de var. Öğrencilerimiz arasında makine mühendisliğinden, veterinerlikten çalışma ekonomisi bölümünden gelenler var.

Siz at biniyor musunuz?
İlk zamanlar çok aktif biniyordum. Hem yöneticilik hem bilimsel araştırmalar nedeniyle daha az yapabiliyorum. Günün yoğunluğu sonrası atlarla 5 dakika bile geçirmek terapi etkisi yapıyor.

Atlar nasıl hayvanlar ?
Çok hassaslar. Duygu dünyanızı çok net bir şekilde anlayan size o şekilde yaklaşabilen hayvanlar. Son dönemde televizyon prog-ramları için gelen ekiplere poz veren atımız da var. Adı Kefken. Kamera seven bir at. Poz vermeyi seven bir hayvan. Çekim anında kesinlikle kıpırdamaz bile. Kamera çekimi bittikten sonra döner işine bakar. Atlar, insan seçerler. En ufacık bir korkunuzu hissediyorsa tavrı değişir. Hayvanlar ve 0-2 yaş grubu çocuklar tamamen alt beyin kodları sevgi üzerine başka bir şey bilmiyor. Ya sevgi ya korku var. Sizi hiç tanımayan bir hayvanın yanına yaklaştığınız zaman o sevgi kanalını açabilirseniz çok iyi diyalog kurabilirsiniz. Bu köpeklerde de yaşanan bir şey.

Türkiye'deki atçılık nasıl?
Biraz zayıf. Son yıllarda geriledi. At sayısı da azaldı. Öğrenci eğitimimizle de hasta açısından baktığımızda da kliniğimize gelen at sayısı da çok düşük. Köylerde at var.

At bakımı zor bir iş mi?
Ata hükmeden kişi ancak bunu yapabilir. Son dönemde TJK'nın da sıkıntı duyduğu ve antrenörlerde de olmasını istediği çok önemli özelliklerden bir tanesi taykırma. At yaklaşık bir-bir buçuk yaşına geldiğinde artık yarışlara girmek üzere eğitimine başladığı gün hırçın bir eğitim başlıyor. Üzerine birinin binmesi, kantarma takılması, start box'lara girişi hepsinin eğitimini ancak sert bir eğitimle, sert derken hükmederek yapabilirsiniz. TJK'da bundan bahsettiler. Taykırmayı bilmeyen antrenör olmaz diye. Bu konuya da eğitimimizi ekledik. Öğrencilerimize bire bir kısrağın gebe kalması gebe kaldıktan sonra süreci, bakım beslenmeleri, taykırmaya kadar olan süreçte eğitimi almak üzere programımızı yaptık. Önümüzdeki sene kısraklarımız tohumlanacak ve eğitime bakış açısı kazandıracağız. Bütün süreci görecekler.



Üniversiteden beklentileriniz var mı?
Üst yönetimimiz her açıdan destek veriyor. Onlara somut proje ile gidiyoruz. Arazimiz çok uygun, ağaçlar içinde ihale yapıldı. İnşaatlar devam ediyor. En kısa süre içinde ahırlar tamamlandıktan sonra pansiyon hizmeti de vermeye başlayacağız.

Eğitim dışında sosyal faaliyetleriniz var mı?
Uluat öğrencileri engeller için 10 yıldan beri çalışma yapıyor. 'Engelsiz Yarınlara Dörtnala' adlı çalışmanın bu yıl onuncusu düzenlenecek. Ayten Bozkaya Spastik Çocuklar Eğitim Merkezi'nden öğrenciler geliyor. Bu zamana kadar eğitimlerin anlattığı hikayeler göz yaşartacak türden. Bizim göremediğimiz duyamadığımız hissedemediğimiz şeyleri hissediyorlar. Belki de çocukların ne hissettiğini atlar daha iyi hissedip o enerjiyi onlara geçiriyorlar.

Bunca yoğunluk arasında bilimsel araştırmalara fırsat bulabiliyor musunuz?
İkinci doktoramı yapıyorum. Aynı zamanda koyunların gebeliği ve köpeklerle ilgili iki araştırma yürütüyorum. Bu yolun sonu Nobel'e çıkar. Çok uzun bir yol ama ölmeden Nobel'i alacağım.

Uludağ Üniversitesi kendini anlatamıyor[06 Aralık 2017]

 Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay, Türkiye'nin teknik tekstil konusunda yetiştirdiği önde gelen bilim adamlarından biri. Yüksek lisans ve doktorasını ABD'nin Maryland Üniversitesi'nde tamamlayan Prof. Dr. Ulcay'ın uzmanlık alanı kompozit malzemeler ve tıbbi tekstil. Ulcay, tekstil malzemelerinden suni damar yapan ekibin başındaki isim.

Ulcay, geçen ekim ayında, ölümün kıyısından döndü. Düzenli yürüyüş yapan ve rektör olduktan sonra kontrolden geçen Ulcay, kalbindeki 5 damarın tıkandığının farkına varamamış. 27 Ekim'de nefes almakta güçlük çekince hastaneye kendini zor atmış. Kontroller sonucu 5 damarının tıkalı olduğu anlaşılınca tereddütsüz ameliyata karar verilmiş ve 4 damarının değiştirildiği by-pass ameliyatı geçirmiş.
Ulcay'ı dün makamında ziyaret ederek, hem geçmiş olsun dileklerimizi ilettik, hem de Uludağ Üniversitesi'nin çalışmaları hakkında bilgi aldık. Ameliyat masasına yatıncaya kadar evrak imzalayacak kadar işkolik olan Ulcay, operasyondan 12 gün sonra işbaşı yapmış.
Masasındaki dosyalar ve projeler ne kadar yoğun çalıştığının göstergesi. Bütün hedefi Uludağ'ı üçüncü nesil üniversite haline dönüştürmek.
Bunun için üniversitenin temel taşı bilimsel araştırmadan, binaya ve sosyal tesislere kadar her alanda atılım ve yatırım yapılıyor. Bu yatırımlar tıpkı binanın temeli gibi. Sonuçları en az 5 yıl sonra alınacak yatırımlar.
Üniversitenin kendi içindeki hem akademik hem de araştırmaya yönelik atılımları Bursa'dan gerekli yankıyı bulamıyor. Basın bürosu hemen hemen her gün üniversitenin bir çalışmasını bülten halinde gönderiyor ama bu yeterli değil. Eziyete dönüşen tüm konuların anlatıldığı 2,5 saatlik yıllık basın toplantıları yerine Ulcay'ın her konu için ayrı tanıtım toplantıları düzenlemesinde fayda var.

TAİ Bursa'da
Uludağ Üniversitesi'nin önemli atılımlarından biri Araştırma Vadisi. Ulutek'in hemen yanında kuruluyor. Malzeme, Enerji, Genetik ve Sürdürülebilir Tarım alanlarında faaliyet gösterecek. İlk önemli araştırma şirketinin müjdesini Rektör Ulcay veriyor. Araştırma Vadisi'nde Türk Havacılık ve Uzay Sanayi (TAI) bin metrekarelik yer aldı ve üniversitenin değişik fakültelerinden 100 araştırmacı burada istihdam edilecek. Türkiye'nin Silikon Vadisi veya NASA'sı diyelim biz buna, burada kurulacak.

Hürkuş'un iniş takımları yapılacak

Bu yatırımın Bursa'ya gelmesinde TAİ Teknik Danışma Kurulu Üyesi olan Prof. Dr. Ulcay'ın katkısı büyük. Ulcay'dan evrakları istenmiş, önümüzdeki günlerde TÜBİTAK'ın da Üst Kurul Üyeliği'ne getirilecek. Bu gelişmenin ilk meyveleri de alınmaya başlandı. Uzay ve savunma sanayi ile ilgili ABD ve AB ülkelerinin tavırları ortada. Projelerimize malzeme ve parça vermiyorlar. Bunun üzerine Prof. Dr. Ulcay 20'nin üzerinde firma ile bir araya gelmiş. Oluşturulan ekiple Yeni Nesil Temel Eğitim Uçağı'nın (HÜRKUŞ) iniş takımlarına talip olmuş. Başta Bursa olmak üzere Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki sanayi kuruluşlarıyla işbirliği yapılarak HÜRKUŞ'un iniş takımları yapılacak.

Doktora ve yüksek lisansta 3 kat artış

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 26 Eylül'de açıkladığı 15 araştırma üniversitesi arasında Uludağ da yer aldı. Prof. Dr. Ulcay, bu konuda 2015'ten beri çalışma yaptıklarını anlattı. Göreve başladığında 3 bin civarında olan yüksek lisans ve doktora sayısı 9 bine ulaşmış. Eskiden yılda bir olan sınav sayısı 3'e çıkarılmış. Üniversiteler için olmazsa olmaz bilimsel araştırma.


Rektör de bunun farkında ve tüm çabası sayının daha da artırılmasında. Ardından bu araştırma sinerjisi ve elde edilecek patentlerin şirketler aracılığıyla ticarileştirilmesinde. Ulcay'a göre, bunun da hızla yürütülmesi gerekiyor. Çünkü elde edilecek patentler, tıpkı üretimini depolayan şirketlerin stok maliyetleri gibi yük getiriyor. Bu alandaki atılım önümüzdeki günlerde katlanarak artacak çünkü yüksek lisans ve doktora öğrencileri için kampusta bin dairelik lojman yapımına başlanıyor.

Dünyanın dört bir yanından 5 bin öğrenci

Prof. Dr. Ulcay, göreve başladığında bin 900 olan yabancı öğrenci sayısının bu yıl 5 bine ulaştığını söyledi. Bunun için 12 ülkede çalışma yapıldı. Önümüzdeki yıl hedef 20 ülke. Üstelik öğrenci alma sisteminde de değişikliğe gidildi. Artık sınavlar öğrencinin alındığı ülkenin dilinde yapılıyor. Öğrenci sayısı artınca kampusta TÖMER'e içinde Bursa evinin de bulunduğu bir tesis kuruluyor.

Yatırımcı çıkmayınca Büyükşehir yapacak

  27 Ekim 2021 Çarşamba, 07:56     Bursa'da yerel gündem son aylarda oldukça hareketlendi. Emek-Şehir hastanesi metro hattından T2'y...