Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2021 Perşembe

Bakan Selçuk söz verdi, sıra hayırseverlerde [16 Şubat 2020]

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ardından bakanlara ulaşmak oldukça zor. Bu konu AK Parti'nin toplantılarında da milletvekilleri tarafından gündeme getirildi.
AK Parti Bursa milletvekilleri bunu aşmanın yolunu en çabuk bulanlar oldu. Bireysel randevular yerine toplu olarak talep edilen görüşme talepleri karşılıksız kalmadı. Kimi zaman bu görüşmelere Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ve İl Başkanı Ayhan Salman'ın katılması Bursa'nın istediğini elde etmesini sağladı.
Bursa'da depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle 24 okulun yıkılması kararı sömestrden dönen öğrenciler ve velilerde şok etkisi yaratmıştı.
Bu konuda yükselen şikayetleri gören AK Partili vekiller Refik Özen, Dr. Mustafa Esgin ve Zafer Işık, aynı yöntemi uygulayarak Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'tan randevu aldı. Bakanla görüşmeden önce Bursa Milli Eğitim Müdürü Sabahattin Dülger ile bir araya gelen vekiller Selçuk'un karşısına hazırlıklı olarak çıktı.

Geçen hafta Bakan Selçuk'la görüşen vekiller okulların bir an önce tamamlanmasını istedi. Bakan Selçuk da binaların bir kısmının bakanlık bütçesinden bir bölümünün de AB fonundan sağlanacak finansmanla gerçekleştirileceği sözünü verdi.
ASTV'de yayınlanan Yerel Yönetimler programına konuk olan Refik Özen'e görüşmenin ayrıntılarını sorduk. O da anlattı.
Bursa'da depreme dayanıksız oldukları gerekçesiyle okulların boşaltılacağı kararı daha önce açıklanacakmış. Ancak Elazığ'daki deprem meydana gelince bir haftalık gecikme yaşanmış. Bu aslında ne kadar isabetli bir karar verildiğinin göstergesi. Bursa, hastanelerin depreme karşı yenilenmesi konusundaki refleks ve hızı okul binaları konusunda gösteremedi.
Diğer bir ayrıntı ise bu 24 bina ile birlikte yapılması gereken okul sayısı da 27. Depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle boşaltılan okullardaki derslik sayısı 402. Yerine yapılacak okul binaları ile derslik sayısı 712'ye çıkacak. Önümüzdeki günlerde bu okulların ihaleleri hızlı yapılarak inşaata başlanacak.
Refik Özen, bakanlığın desteğinin yanı sıra hayırseverleri de göreve çağırdı. Geçtiğimiz yıllarda Bursa'nın bu konuda Türkiye'ye örnek olduğunu da ifade eden Özen, '27 okul binasının 2'sini hayırsever Bursalılar yapacak. Bu sayının artmasını istiyoruz' dedi.

BİR İŞ İNSANININ ALMANYA GÖZLEMİ

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkan Yardımcısı ve Dış Ticaret Konseyi Başkanı Murat Bayizit, dünyayı en çok dolaşan Bursalı iş insanlarından biri. Bir gün Polonya'da bir gün İngiltere'de bir başka gün de Uzakdoğu'da yeni pazar arayışı için görüşmeler yapıyor.
Bayizit, geçtiğimiz hafta Avrupa Türk İşadamları ve Sanayicileri Derneği'nin (ATİAD) ev sahipliğinde düzenlenen programda Bursa ekonomisini ve BTSO'nun çalışmaları hakkında sunum yaptı. Bu toplantıya Düsseldorf Başkonsolosu Ayşegül Gökçen Karaarslan ve Ticaret Ataşesi Anıl Gürtuna Kaya da katıldı.
ATİAD Almanya'nın en eski STK'larından biri ve üyelerinin toplam iş hacmi ise 55 milyar Euro. Toplantıya katılan iş insanlarının sunum sonunda, 'Böyle bir Bursa olduğunu bilmiyorduk' değerlendirmesinin yanında bir Alman yatırım fonu yetkilisinin de 'Bu sunumu daha önce izlemiş olsaydım. Bursa'ya yatırım için gelirdim' tespiti yaptı.

Bana ilginç gelen ise Bayizit'in bu görüşmelerle ilgili 'Hangi Almanya?' başlığıyla sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirme oldu. Çok önemli bu değerlendirmenin tamamını vermek isterdim ama köşenin imkanları yetersiz olduğu için birkaç bölümü aktarayım.
Bayizit, bu gezide Almanya'nın bilinen ama dillendirilmeyen resmini gördüklerini ifade ettiği yazısından önemli başlıklar şöyle:
n Almanya 30 yıl içinde yıpranmış, eskimiş ve mutsuz bir ülke haline gelmiş. Ekonomik büyüklük farklı problemleri de getirmiş. Sosyal devlet olmanın sancıları, mekansal planlama sıkıntıları, mülteci problemleri, hayat pahalılığı, eskiyen ve bakımsız kalan altyapı şu an Almanya'nın görünen yüzü.
n Üçüncü nesil Türkler artık Alman vatandaşlığına sadece pasaport üzerinde değil beyin olarak da geçiş yapmışlar. Birinci ve üçüncü nesil arasında entegrasyon ve aidiyet sıkıntıları ağır basıyor.
n Türkiye'nin toplam ihracatından fazla dış ticaret fazlası veren Almanya ekonomisini ve sanayisini Türkiye ile mukayese etmek gibi bir niyetim yok ancak şunu çok iyi biliyorum ki; yarım asırdır yüksek faize mahkum edilmiş Türkiye ekonomisinin üretim gücü ve bilgi birikimi kesinlikle Almanya'dan aşağıda değil. Devletten yana olmakla, partili olmak arasındaki farkı 50 sene önce iyi anlayıp süreci bu çerçevede günümüze taşısaydık ve bu süre zarfında servet değil sermaye birikimi yapsaydık bugün biz değil Almanya bizim fasoncumuz olurdu.

BURSA BASINI BAŞEĞMEZ'İ UNUTMAYACAK

Basın İlan Kurumu Müdürü Osman Başğemez'i Kayseri'den atandığı ilk günlerden beri tanıyorum. Hep bir heyecan ve üretme arzusu içindeydi. Gazetecilikten geldiği için habercilik ruhunu da yitirmemişti. Hiç unutmam, bir kedinin cami çeşmesinden su içmesini görüntülemiş, sosyal medya hesabından yayınladığı görüntüler ajanslar tarafından haber yapılınca tüm televizyon kanallarında yayınlanmıştı. Geçtiğimiz gün Diyarbakır'a şube müdürü olarak atandığını söyledi. Üzülsem mi sevinsem mi bilemedim. Çünkü Bursa kadar, Diyarbakır da benim için özel bir yere sahip.

Şöyle bir geriye bakınca Başeğmez'in 5 yıl boyunca Bursa'da yaptıkları aklıma geldi. Türkiye'de ilk olacak birçok projeye imza attı. Benim de konuşmacı olarak katıldığımız 'Yeni Nesil Gazetecilik İstihdam Projesi' mesela. 2017-2018 yıllarında iki kez yapıldı. Üniversite mezunu 100 genç bu proje ile istihdam imkanı buldu. KOSGEB'in nitelikli personel desteği programını da ilk kez Bursa basınında uygulandı. Daha geçtiğimiz günlerde bu kez BEBKA desteğiyle İnternet Gazeteciliği'nin gelişmesi için açılan kursta 52 gazeteci sertifika aldı.

Hem kendi personeli hem de gazetecilerle kurduğu diyalog ve projelerle hoş bir seda bırakarak ayrılacak olan Başeğmez'i Bursa unutmayacak. 

24 Mayıs 2021 Pazartesi

Almanya Büyükelçiliği'nden 'Şeffaf Kabul' buluşması [06 Ekim 2018]

Federal Almanya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği 3 Ekim 'Alman Birliği Günü'nün 28'inci yıl kutlamaları kapsamında bu yıl gazeteciler için 'Açık Kapı Günü' programı hazırladı.
Türkiye'nin dört bir yanından gelen 22 gazeteci Ankara'da 2 gün konuk edilerek, hem Almanya hem de büyükelçiliğin çalışmaları hakkında bilgi verildi.
İlk kez düzenlenen programa Bursa'dan katılan 3 gazeteci arasındaydım.
Başta Almanya Federal Cumhuriyeti Büyükelçisi Martin Erdmann ve eşi Marion Erdmann olmak üzere tüm elçilik görevlileri tarafından sıcak bir konukseverlikle karşılandık.
Açıkçası güvenlik ve gizliliğin en yüksek düzeyde olduğu algısıyla kapıdan içeriye girdiğimiz elçilikte gördüğümüz şeffaflık bizleri şaşırttı. 90 günün üzerinde vize görüşmelerinin yapıldığı bölüm dışında fotoğraf çekimine izin verildi.
Bunun da nedeni görüşmeye gelenlerin haklarıyla ilgiliydi.
Ziyarette Hukuk ve Konsolosluk Dairesi, Vize ve Ekonomi bölüm başkanları ile Savunma Ataşesi önce sunum yaptı, ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
En renkli bölüm ise Büyükelçi Martin Erdmann ile yaptığımız siyasi ve ekonomik konuları içeren sohbetti.
Büyükelçi eşiyle birlikte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Almanya gezisine eşlik etmiş.
Gezide en çok konuşulan basın özgürlüğü konusu sohbet sırasında da gündeme geldi. Büyükelçiye göre, Türkiye ve Almanya bu konuda farklı görüşlere sahip ve ortak paydada birleşmek mümkün olmuyor.
Mesela nereye kadar gazetecilik nereye kadar devlet sırrını açıklamaya giriyor. Bu konu tartışmaya neden oluyor.
Erdmann, Federal Dışişleri Bakanlığı sözcülüğü yaptığı için basınla ilişkiler konusunda çok duyarlı ve sıkı bir basın özgürlüğü savunucusu. Basın ile ilişkiler rahatsız edici olsa da basın özgürlüğüne sahip olmayan bir toplumun çürümeye mahkum olduğuna inanıyor. Üretmek ve zamanla yarışmak isteniyorsa fikirlerin rekabetine ihtiyaç olduğunun altını çizen Büyükelçi Erdmann, 'Fikir alışverişi için en önemli zemin basındır ve başarılı bir toplumun olmazsa olmazı özgür basındır' dedi.
Türkiye'nin son 15 yılda büyük atılım yaparak G-20 ülkeleri arasına girmeyi başardığını vurgulayan Erdmann, 10 yıl içinde dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer almak isteyen Türkiye'nin özgür basın olmadan bunu başarmasının mümkün olmadığını söyledi.

ALMAN EKONOMİ BAKANI 34 CEO İLE TÜRKİYE'YE GELİYOR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya ziyaretinde 20 şirketin CEO'su ile görüşmüştü. Büyükelçi Erdmann'ın verdiği bilgiye göre, Almanya Ekonomi Bakanı bu ay sonuna doğru aralarında 34 şirket CEO'sunun bulunduğu 100 kişilik bir heyetle Türkiye'ye gelecek.
Türkiye ile Almanya ilişkilerinin ekonomik ilişkiler ve Almanya'da yaşayan Türkler sayesinde iç içe geçtiğini belirten Erdmann, 'Türkiye'de 7 bin 200 Alman şirketi faaliyet gösteriyor. Sadece Bosch'un 17 bin çalışanı ve 3,5 milyar Euro cirosu var. Siemens ve Hugo Boss, Mercedes ve Man Türkiye'de üretim yapıyor. Almanya'da da Türklere ait 90 bin şirket 50 milyar Euro'luk üretim yapıyor. Bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'yeni takım arayışları' bu nesnel duruma uymuyor' dedi.

3 MİLYON ALMAN TURİST GELDİ

Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerin zaman zaman gerginleşmesine neden olan tutuklu Alman vatandaşlarının sayısını da Hukuk ve Konsolosluk Dairesi Başkanı bir soru üzerine açıkladı. Türkiye'de toplam 50'ye yakın Alman vatandaşı tutuklu bulunuyor. Bunlardan sadece 10-12'si terör örgütleriyle bağlantılı suçlardan tutuklu.
İlişkilerin normalleşmesi Almanya'dan gelen turist sayısını da artırmış. Ekonomi Bölüm Başkan Yardımcısı Peter Bolen'in verdiği bilgiye göre, bu yıl ağustos ayı itibarıyla Türkiye'ye gelen Alman turist sayısı 3 milyona ulaştı. Yıl sonuna kadar 4 milyona yükselmesi bekleniyor. Alman turistlerin yeniden Türkiye'yi tercih etmelerinin en önemli nedeni İspanya ve İtalya'da bulamadıkları 'her şey dahil' sistemi.
Ve en önemli konu vize...
90 günlük turistik vize başvuruları için haftada 300'e yakın başvuru yapılıyor. Başvurular görüşme yapılmadan bilgisayar ortamında değerlendirilerek, en geç 15 gün içinde sonuçlandırılıyor.

 

27 Haziran 2014 Cuma

MÜDÜR BEY NE KADAR SAMİMİ?

İlk kez 27 yıl önce Başbakan Turgut Özal’ın Roma ve Vatikan gezilerini izlerken karşılaşmıştım sokak müzisyenleriyle.
Repubblica Meydanı’ndaki lüks restoranlarda Napoliten şarkılar söyleyenlerle rekabet edercesine kimi klasik, kimi pop müzik çalarak dinleyici topluyorlardı.
Roma, bir yana en eğlencelisi Karadeniz kıyısındaki Varna kentinde gördüğüm Roman müzisyenlerdi. Üstelik az da olsa Türkçe de biliyorlardı. O kadar eğlenceli ve güzel şarkılar söylüyorlardı ki, çoğu turist, deniz kıyısındaki tavernalar yerine onları dinlemeyi tercih ediyordu.
Ama en duygusal olanını ise geçtiğimiz ocak ayında,  Frankfurt’ta Zeil Caddesi’ndeki müzisyenlerdi. Araç trafiğine kapalı yolda, uzaktan gelen “Lale Devri çocuklarıyız” melodisini duyunca inanamadım. İlerledikçe müziğin sesi artıyordu.
Yine Roman sokak şarkıcıları caddeye renk katılıyordu. Kimseyi rahatsız etmeden içli içli çalan keman sesi, herkesi büyülüyordu. Önlerine koydukları bağış kutusu bir anda dolmuştu. Kısa süreli de olsa gurbette bulunmanın yarattığı duygusallıkla ekipteki arkadaşlarımız bayağı bonkör davranmıştı.
Merak ediyorsunuzdur, bunları neden anlatıyor diye...
Geçen nisan ayında, tıpkı Avrupa kentlerinde olduğu gibi sokaklara renk katan iki müzisyeni Bursa Büyükşehir Belediyesi zabıta ekiplerinin gazabına uğradı. Genç müzisyenler aslında yine Büyükşehir belediyesinin konservatuar öğrencileriydi.
Furkan Dikyokuş yan flüt, Abdülkerim Sağlamsoy akordeon çalıyordu. Daha önce 8 ayrı tutanakla aldığı 950 lira ceza ve tartaklamalardan deneyimli olan Abdülkerim hemen Furkan’a seslenerek polis çağırmasını istedi. Ancak, polis gelinceye kadar sivil zabıtalar yapacağını yapmıştı.
Olaya tepki gösteren vatandaşlardan biri de olayı saniye saniye cep telefonuyla görüntüleyince Abdülkerim, yasal hakkını kullanarak, önce hastaneden raporunu aldı, ardından da Savcılığa suç duyurusunda bulundu.
Yediği dayaktan çok, akordionunun kırılmasına üzülüyordu.
Avrupa’da alkış alan ödüllendirilen hatta festivalleri bile düzenlenen bizim sokak müzisyenlerinin kısmetine düşen ise dayaktı.
DHA Muhabiri Hüseyin Tüccar, iki sokak müzisyeninin başına gelenleri haber yapınca onlardan tüm Türkiye haberdar oldu.
Bu noktada Bursa Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanı Mahmut Turna’nın yaptığı açıklama gönüllere su serper gibiydi. Telefonda görüştüğüm Turna, üzgün olduğunu söylüyordu. Olaydan bir gün önce göreve başlamış, sorunu kucağında bulmuştu.
Önce Furkan ve annesiyle görüşerek üzüntülerini dile getirmişti. Söyledikleri makul şeylerdi. Bundan sonra ibadethane yakınları hariç, sokak müzisyenleri her yerde çalabileceklerdi.
Üstelik, olaya karışan zabıta görevlilerinin de kentin en uzak yerlerine sürüleceğini söylüyordu.
Turna ile konuşunca içimde bir umut yeşermişti.
“Kente böyle yöneticiler lazım” diye.
Ancak işin renginin hiç de öyle olmadığını Abdülkerim ile görüşünce öğrendim. Mahmut Turna, önce Furkan, dün de Abdülkerim ile görüşmüştü.
Ama maalesef durum değişmemişti.
Üstelik Hürriyet Bursa ve diğer gazetelerde Turna’nın her yerde serbest demeci çıktığı gün Abdülkerim, Furkan ve yanlarındaki Ela’ya Atatürk Caddesi’nde yine zabıta ekipleri müdahale etmiş, bölgeden uzaklaştırırken, bu kez “biz sizi videoya çekeceğiz” diye tehdit etmişlerdi.
Şimdi, Sayın Müdür Turna’ya soruyoruz?
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
Olayı yatıştırmak için mi bize böyle demeç veriyorsunuz?
Gerçekten samimiyseniz, bu çocukların müzik yaptığı yere gidip bu kente renk kattıkları için onlara çiçek verip, teşekkür edin.
Yoksa artık söylediklerinize asla inanmayacağız.
Aslında görev bu konuda biraz da Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’ye düşüyor. Balkanları en iyi tanıyan yöneticilerden biri. Ailesi de Makedonya’nın Üsküp kentinden gelmiş. Sık sık gezi düzenleyerek sokaklarını arşınladığı Priştine, Prizren, Üsküp, Varna, Filibe kentlerinde sokak müzisyenlerinin kentlere nasıl renk ve ruh kattığını görmüştür.
Cumhuriyet Caddesi’ni trafiğe kapatıp, nostaljik tramvay seferlerini başlatırken de amacı bu değil miydi?
Bugün artık, Dünya Mirasının yer aldığı kentlerden biri olan Bursa’ya bu tür davranışlar yakışmıyor.








4 Haziran 2014 Çarşamba

ALMANYA, BEYİN AVINDA

Almanya ve gurbetçiler denince aklıma hep,Yılmaz Güney’in “Baba” filmindeki dramatik sahne gelir.
”Baba” Almanya’ya işçi olarak gitmek için başvurur. Sahne çok çarpıcıdır; İnsanlar sıraya dizilmiş doktor kontrolünden geçer. Ancak, Güney filmindeki rolünde dişindeki bir çürük yüzünden bu şansı kaçırır.
Aradan çok uzun yıllar geçti.
Büyük acılar çeken ilk kuşak gurbetçiler artık ya emekli ya da bu dünyadan göçtü.
Ocak ayında Uludağ İhracatçılar Birliği ile Frankfurt’a yaptığım gezi sırasında, üçüncü ve dördüncü kuşak gurbetçilerin statülerinin de değiştiğini görme fırsatım oldu.
Beni en çok şaşırtan ise akıllı telefonlara indirilebilen Frankfurt kent içi ulaşım bilgilerinin Almanca ve İngilizce’nin ardından Türkçe olarak verilmesiydi.
Zaten eskiden olduğu gibi taksi şoförlüğü, çöpçülük gibi meslekleri yapan Türkleri görmek mümkün değildi. Çoğu iş hayatına atılmış ve yılda 40 milyar Euro’luk bir ciro oluşturacak duruma gelmiş.
Krizi rağmen ayakta durmayı başaran ve üretimden gelen gücüyle Avrupa Birliği’ni sırtlayan Almanya, tıpkı 50 yıl öncesi gibi yine göçe ihtiyaç duyuyor.
Ama bu kez farklı bir av peşinde.
Beyin avında. Zaten, ülkede seçimler sonrası iktidar ortağı olan Sosyal Demokratların baskısıyla göçmen yasaları esnek hale getiriliyor. Sadece sosyal demokratlar değil, ekonominin dinamikleri de buna ihtiyaç duyuyor.
Almanya’da, Alman Dili ve Edebiyatı’nın yanı sıra gazetecilik eğitim gördükten sonra Bursa’ya yerleşerek Alman eşi ile birlikte önce Globus tercüme bürosu, ardından dil okulu açan Zülfikar Yüksel, bugünlerde Almanya’ya üniversite öğrencisi göndermek için proje çalışmalarını tamamlayarak uygulamaya geçti.
Şartlar üniversite çağına gelmiş bir genç için Türkiye’den farksız ve üstelik daha avantajlı.
Nasıl diye sorduğunuzu duyar gibiyim.
Türkiye’deki üniversite sınavında 4 yıllık bir lisans eğitimi veren fakülte veya yüksekokulu kazanmak ve onların A1 diye tabir ettiği ilk düzeyde  Almanca bilmek yeterli.
Sonra bir yıl hazırlık sınıfı, 3 yıl lisans eğitimi. Ancak Türkiye’de 4 yıllık okul statüsünde ve üstelik diploma dünyanın her yerinde geçerli.
Av bununla da sınırlı kalmıyor.
Üniversiteyi bitirdikten sonra bir yıl Alman hükümeti oturma ve iş arama izni veriyor. İş bulursanız, 3 yıl daha sonrasında ise sürekli oturum geliyor.
Ayrıca eğitim boyunca öğrenci olarak Almanya’da çalışıp, masraflarınızı çıkarmanız da mümkün.
Peki, Almanya, Türklerin kara kaşına kara gözüne aşık mı da böylesine imkan sunuyor.
Nedeni aşk değil, tamamen mecazi anlamda tamamen duygusal.
Yetişmiş ve nitelikli elemana ihtiyacı var. Kendi nüfus artış hızı, sanayi ve hizmet sektörünün eleman ihtiyacına yetmiyor.
Yetmeyince böylesine fırsatlar yaratarak, beyin avına çıkıyor.
Türkiye ve Bursa olarak biz ne yapıyoruz.
Gençleri eğitmek, sanayi ve hizmet sektörüne hazırlamak yerine milli eğitim ve YÖK mevzuatında boğuyoruz.
Sonra da sanayici eleman bulamıyoruz diye feryat ediyor.



Yatırımcı çıkmayınca Büyükşehir yapacak

  27 Ekim 2021 Çarşamba, 07:56     Bursa'da yerel gündem son aylarda oldukça hareketlendi. Emek-Şehir hastanesi metro hattından T2'y...