Frankfurt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Frankfurt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2014 Cuma

MÜDÜR BEY NE KADAR SAMİMİ?

İlk kez 27 yıl önce Başbakan Turgut Özal’ın Roma ve Vatikan gezilerini izlerken karşılaşmıştım sokak müzisyenleriyle.
Repubblica Meydanı’ndaki lüks restoranlarda Napoliten şarkılar söyleyenlerle rekabet edercesine kimi klasik, kimi pop müzik çalarak dinleyici topluyorlardı.
Roma, bir yana en eğlencelisi Karadeniz kıyısındaki Varna kentinde gördüğüm Roman müzisyenlerdi. Üstelik az da olsa Türkçe de biliyorlardı. O kadar eğlenceli ve güzel şarkılar söylüyorlardı ki, çoğu turist, deniz kıyısındaki tavernalar yerine onları dinlemeyi tercih ediyordu.
Ama en duygusal olanını ise geçtiğimiz ocak ayında,  Frankfurt’ta Zeil Caddesi’ndeki müzisyenlerdi. Araç trafiğine kapalı yolda, uzaktan gelen “Lale Devri çocuklarıyız” melodisini duyunca inanamadım. İlerledikçe müziğin sesi artıyordu.
Yine Roman sokak şarkıcıları caddeye renk katılıyordu. Kimseyi rahatsız etmeden içli içli çalan keman sesi, herkesi büyülüyordu. Önlerine koydukları bağış kutusu bir anda dolmuştu. Kısa süreli de olsa gurbette bulunmanın yarattığı duygusallıkla ekipteki arkadaşlarımız bayağı bonkör davranmıştı.
Merak ediyorsunuzdur, bunları neden anlatıyor diye...
Geçen nisan ayında, tıpkı Avrupa kentlerinde olduğu gibi sokaklara renk katan iki müzisyeni Bursa Büyükşehir Belediyesi zabıta ekiplerinin gazabına uğradı. Genç müzisyenler aslında yine Büyükşehir belediyesinin konservatuar öğrencileriydi.
Furkan Dikyokuş yan flüt, Abdülkerim Sağlamsoy akordeon çalıyordu. Daha önce 8 ayrı tutanakla aldığı 950 lira ceza ve tartaklamalardan deneyimli olan Abdülkerim hemen Furkan’a seslenerek polis çağırmasını istedi. Ancak, polis gelinceye kadar sivil zabıtalar yapacağını yapmıştı.
Olaya tepki gösteren vatandaşlardan biri de olayı saniye saniye cep telefonuyla görüntüleyince Abdülkerim, yasal hakkını kullanarak, önce hastaneden raporunu aldı, ardından da Savcılığa suç duyurusunda bulundu.
Yediği dayaktan çok, akordionunun kırılmasına üzülüyordu.
Avrupa’da alkış alan ödüllendirilen hatta festivalleri bile düzenlenen bizim sokak müzisyenlerinin kısmetine düşen ise dayaktı.
DHA Muhabiri Hüseyin Tüccar, iki sokak müzisyeninin başına gelenleri haber yapınca onlardan tüm Türkiye haberdar oldu.
Bu noktada Bursa Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanı Mahmut Turna’nın yaptığı açıklama gönüllere su serper gibiydi. Telefonda görüştüğüm Turna, üzgün olduğunu söylüyordu. Olaydan bir gün önce göreve başlamış, sorunu kucağında bulmuştu.
Önce Furkan ve annesiyle görüşerek üzüntülerini dile getirmişti. Söyledikleri makul şeylerdi. Bundan sonra ibadethane yakınları hariç, sokak müzisyenleri her yerde çalabileceklerdi.
Üstelik, olaya karışan zabıta görevlilerinin de kentin en uzak yerlerine sürüleceğini söylüyordu.
Turna ile konuşunca içimde bir umut yeşermişti.
“Kente böyle yöneticiler lazım” diye.
Ancak işin renginin hiç de öyle olmadığını Abdülkerim ile görüşünce öğrendim. Mahmut Turna, önce Furkan, dün de Abdülkerim ile görüşmüştü.
Ama maalesef durum değişmemişti.
Üstelik Hürriyet Bursa ve diğer gazetelerde Turna’nın her yerde serbest demeci çıktığı gün Abdülkerim, Furkan ve yanlarındaki Ela’ya Atatürk Caddesi’nde yine zabıta ekipleri müdahale etmiş, bölgeden uzaklaştırırken, bu kez “biz sizi videoya çekeceğiz” diye tehdit etmişlerdi.
Şimdi, Sayın Müdür Turna’ya soruyoruz?
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
Olayı yatıştırmak için mi bize böyle demeç veriyorsunuz?
Gerçekten samimiyseniz, bu çocukların müzik yaptığı yere gidip bu kente renk kattıkları için onlara çiçek verip, teşekkür edin.
Yoksa artık söylediklerinize asla inanmayacağız.
Aslında görev bu konuda biraz da Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’ye düşüyor. Balkanları en iyi tanıyan yöneticilerden biri. Ailesi de Makedonya’nın Üsküp kentinden gelmiş. Sık sık gezi düzenleyerek sokaklarını arşınladığı Priştine, Prizren, Üsküp, Varna, Filibe kentlerinde sokak müzisyenlerinin kentlere nasıl renk ve ruh kattığını görmüştür.
Cumhuriyet Caddesi’ni trafiğe kapatıp, nostaljik tramvay seferlerini başlatırken de amacı bu değil miydi?
Bugün artık, Dünya Mirasının yer aldığı kentlerden biri olan Bursa’ya bu tür davranışlar yakışmıyor.








4 Haziran 2014 Çarşamba

ALMANYA, BEYİN AVINDA

Almanya ve gurbetçiler denince aklıma hep,Yılmaz Güney’in “Baba” filmindeki dramatik sahne gelir.
”Baba” Almanya’ya işçi olarak gitmek için başvurur. Sahne çok çarpıcıdır; İnsanlar sıraya dizilmiş doktor kontrolünden geçer. Ancak, Güney filmindeki rolünde dişindeki bir çürük yüzünden bu şansı kaçırır.
Aradan çok uzun yıllar geçti.
Büyük acılar çeken ilk kuşak gurbetçiler artık ya emekli ya da bu dünyadan göçtü.
Ocak ayında Uludağ İhracatçılar Birliği ile Frankfurt’a yaptığım gezi sırasında, üçüncü ve dördüncü kuşak gurbetçilerin statülerinin de değiştiğini görme fırsatım oldu.
Beni en çok şaşırtan ise akıllı telefonlara indirilebilen Frankfurt kent içi ulaşım bilgilerinin Almanca ve İngilizce’nin ardından Türkçe olarak verilmesiydi.
Zaten eskiden olduğu gibi taksi şoförlüğü, çöpçülük gibi meslekleri yapan Türkleri görmek mümkün değildi. Çoğu iş hayatına atılmış ve yılda 40 milyar Euro’luk bir ciro oluşturacak duruma gelmiş.
Krizi rağmen ayakta durmayı başaran ve üretimden gelen gücüyle Avrupa Birliği’ni sırtlayan Almanya, tıpkı 50 yıl öncesi gibi yine göçe ihtiyaç duyuyor.
Ama bu kez farklı bir av peşinde.
Beyin avında. Zaten, ülkede seçimler sonrası iktidar ortağı olan Sosyal Demokratların baskısıyla göçmen yasaları esnek hale getiriliyor. Sadece sosyal demokratlar değil, ekonominin dinamikleri de buna ihtiyaç duyuyor.
Almanya’da, Alman Dili ve Edebiyatı’nın yanı sıra gazetecilik eğitim gördükten sonra Bursa’ya yerleşerek Alman eşi ile birlikte önce Globus tercüme bürosu, ardından dil okulu açan Zülfikar Yüksel, bugünlerde Almanya’ya üniversite öğrencisi göndermek için proje çalışmalarını tamamlayarak uygulamaya geçti.
Şartlar üniversite çağına gelmiş bir genç için Türkiye’den farksız ve üstelik daha avantajlı.
Nasıl diye sorduğunuzu duyar gibiyim.
Türkiye’deki üniversite sınavında 4 yıllık bir lisans eğitimi veren fakülte veya yüksekokulu kazanmak ve onların A1 diye tabir ettiği ilk düzeyde  Almanca bilmek yeterli.
Sonra bir yıl hazırlık sınıfı, 3 yıl lisans eğitimi. Ancak Türkiye’de 4 yıllık okul statüsünde ve üstelik diploma dünyanın her yerinde geçerli.
Av bununla da sınırlı kalmıyor.
Üniversiteyi bitirdikten sonra bir yıl Alman hükümeti oturma ve iş arama izni veriyor. İş bulursanız, 3 yıl daha sonrasında ise sürekli oturum geliyor.
Ayrıca eğitim boyunca öğrenci olarak Almanya’da çalışıp, masraflarınızı çıkarmanız da mümkün.
Peki, Almanya, Türklerin kara kaşına kara gözüne aşık mı da böylesine imkan sunuyor.
Nedeni aşk değil, tamamen mecazi anlamda tamamen duygusal.
Yetişmiş ve nitelikli elemana ihtiyacı var. Kendi nüfus artış hızı, sanayi ve hizmet sektörünün eleman ihtiyacına yetmiyor.
Yetmeyince böylesine fırsatlar yaratarak, beyin avına çıkıyor.
Türkiye ve Bursa olarak biz ne yapıyoruz.
Gençleri eğitmek, sanayi ve hizmet sektörüne hazırlamak yerine milli eğitim ve YÖK mevzuatında boğuyoruz.
Sonra da sanayici eleman bulamıyoruz diye feryat ediyor.



Yatırımcı çıkmayınca Büyükşehir yapacak

  27 Ekim 2021 Çarşamba, 07:56     Bursa'da yerel gündem son aylarda oldukça hareketlendi. Emek-Şehir hastanesi metro hattından T2'y...