Marmara Denizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marmara Denizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2021 Perşembe

Vaka sayısı 200'ün altında, Bursa'nın altıda biri aşılandı [15 Haziran 2021 ]

 Koronavirüs pandemisinde, hem Türkiye hem de Bursa'dan iyi haberler var.

Önce kasım-aralık, ardından mart-nisan aylarında Bursa kabus dolu günler yaşamıştı. Günlük vaka sayıları her iki dönemde de 5 bini aşmıştı. Nisan ayındaki kısıtlamalara rağmen vaka sayısı uzun süre 2 binin altına düşmemişti.

İyi haberin birincisi 1 Haziran'da kısıtlamaların kaldırılması üzerine vaka sayılarında geçmişte olduğu gibi artış bekleniyordu. Korkulan olmadı. Kısıtlamalar döneminde 200'e inin günlük vaka sayısı, bu rakamında altında seyretmeye başladı.

İkinci iyi haber ise aşıyla ilgili. Aşılamanın başladığı ilk günlerden beri aynı şeyi söylüyorduk. Türkiye, aşı hızı konusunda, geçmişteki deneyimiyle dünyanın en iyi ülkelerinden biri. Hatta aşı temininde sıkıntı yaşanmadığı günlerde, Almanya'yı bile geçmiştik. Ancak, aşı tedarikinde sıkıntı başlayınca Türkiye, alt sıralara inmeye başladı.

Yeniden aşı tedarikinin sağlanmasının ardından Türkiye yeniden atağa geçti. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da, sosyal medyadan sürekli aşı sayılarını paylaşan Koca, dün saat 11.50 itibarıyla uygulanan birinci doz aşı sayısının 20 milyon 324 bin 5, ikinci doz aşı 13 milyon 734 bin 486 olduğunu, Böylece toplam doz miktarının 34 milyon 58 bin 491 olarak gerçekleştiğini duyurdu.

Peki, Bursa'da aşılama durumu nasıl?

Sağlık İl Müdürü Dr. Fevzi Yavuzyılmaz, vaka sayısında yeniden sarı kategoriye inildiğini ve tüm enerjilerini bugünlerde aşı çalışmalarına verdiklerini söyledi.

Bursa'da günlük aşı ortalaması, 8-9 binden 25 bine yükseldi. Dün itibarıyla Bursa'da bir milyon 300 bin birinci doz, 500 bin de ikinci doz aşı yapıldı. Birinci doz aşısını olup ikinci doz için bekleyenlerin sayısı ise 300 bin.

Bursa'nın altıda birinin ikinci doz aşı olduğunu vurgulayan Dr. Yavuzyılmaz, hastanelerde randevusuz aşılama konusunda da esneklik sağlandığını söyledi.

Aşı konusunda yaşanan en büyük sıkıntı ise sosyal medya veya fısıltı gazetesi yoluyla yayılan haberler.

Bu konu gerçekten önemli. Bursa Valisi Yakup Canbolat, aylar önce sırası gelip de aşı olmayanlarla ilgili çok güzel bir değerlendirme yapmış ve bu davranışın vebal olduğuna dikkat çekmişti.

Aşı karşıtlarının dünyanın başka ülkelerine bakmalarını öneriyorum. Nüfuslarının büyük çoğunluğunu aşılayan ülkeler, pandeminin yarattığı cendereden çıktılar. Bir çok ülkede normal hayat başladı. İnsanlar artık maskelerin ne zaman atılacağını konuşuyor.

Böylesine fayda sağlayan aşı konusunda, bireysel davranışlar elbette olabilir ama bunu çeşitli mecralarda, asılsız haberlerle kampanyalara dönüştürmenin ne faydası var? Bilemiyorum.

Bir zamanlar dünyayı kasıp kavuran kızamık, çocuk felci gibi hastalıklar bugün artık görülmüyorsa bunun en büyük nedeni aşıdan başka bir şey değil.

MARMARA'DA KİRLİLİĞE NEDEN OLANLARI TEŞHİR EDELİM

Marmara Denizi, aşı kirlilik yüzünden can çekiştiğini her tarafı kaplayan müsilajla verdi. Aslında bu mesajı vermekte geç bile kaldı.

Yıllarca bu güzelim denizi, foseptik olarak kullandığımızı geçtiğimiz günlerde aynı zamanda Marmara Belediyeler Birliği Başkanı olan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, samimiyetle itiraf etti.

Foseptik bir yana en kirletici sanayi tesislerini de Marmara kıyılarında kurduk. Bandırma ve Gemlik'te gübre fabrikaları bunun iki örneği. Yetmedi, kirlenmenin ötesinde bugün müsilajın en önemli nedenlerinden biri olan deniz suyunun ısınması da sadece küresel iklim değişikliğinden de kaynaklanmıyor. Marmara kıyısındaki bir çok tesis deniz suyunu alarak, bir-iki derece ısıttıktan sonra geri bırakıyor. Bu işlem bile küresel ısınmadan daha etkili.

Bu arada, geçtiğimiz günlerde yazmıştım. Marmara'daki kirliliğin önlenmesi konusunda, iktidar ve muhalefetin tek ses olması son yıllarda görülmemiş bir gelişme. TBMM'de 5 partinin verdiği 10 önerge birleştirilerek genel kurulda kabul edildi ve araştırma komisyonu kuruldu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın aldığı tedbirlere de her kesimden destek var.

Şimdi önemli olan alınan kararların ödün verilmeden uygulanmasında, geçtiğimiz hafta DHA'da çalıştığım yıllarda tanıdığım Bandırmalı gazeteci Tufan Dalgıç'tan üzerinde konuşulup tartışılması gereken bir öneri geldi. Tarım Bakanlığı hileli ürünlerle ilgili bir süreden beri güzel bir uygulama yaparak, bunları adıyla markasıyla teşhir ediyor. Aynı şey Marmara'yı kirletenlerle ilgili yapılabilir. Bu konuda adres de belli Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yaptığı çalışmaları anlattığı 'Marmara hepimizin' adlı siteyi kurdu. Burada denetim sonuçlarını cezaları ve kirletenlerin teşhiri caydırıcı olacaktır.

SOYDAŞIN BAŞVURU İÇİN SON GÜNÜ...

Bulgaristan'da 4 Nisan'da yapılan seçimlerde yelerinin ve kurucularının çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) partisi 30 milletvekili çıkardı. Ayrıca 4 Türk de başka partilerden vekil seçildi. Ancak, koalisyon hükümeti kurma çalışmaları başarısızlıkla sonuçlanınca 11 Temmuz'da erken seçim kararı alındı.

2016'da aşırı milliyetçilerin girişimleri sonucu Bulgaristan seçimlerinde, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu AB dışındaki ülkeler için sandık sınırlaması getiriliyordu. Sandık sayısı 35'ten yukarıya çıkarılmadığı için oy kullanma hakkı tam anlamıyla gerçekleşmiyordu. 11 Temmuz'da yapılacak Bulgaristan erken seçimlerinde bu sınırlama kalktı.

Ancak, alınan kararda sandık kurulması için çifte vatandaşların 15 Haziran'a kadar (yani bugün) internet üzerinden başvuruda bulunmaları gerekiyor. Yapılacak bu başvurulara göre, başta Bursa olmak üzere 11 ilde kurulacak sandık sayısı belirlenecek.

Başvurulardaki son durumu öğrenmek için BAL-GÖÇ Genel Başkanı Veli Öztürk ve CHP'nin Balkan Masası Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Yüksel Özkan'a sordum.

Bursa'da 4 Nisan seçimlerinde 8 sandık kurulduğunu hatırlatan Öztürk, başvuruların beklenenin altında olduğunu belirterek, 'Çifte vatandaşların bir bölümü oy kullanmak için Bulgaristan'a gidecek. Sanırım onlar başvuruda bulunmadı' dedi.

Prof. Dr. Yüksel Özkan da, Türkiye'de oy kullanmak isteyenlerin bugün mutlaka başvuruda bulunmaları gerektiğini hatırlatarak, edindiği bilgiye göre Bursa'dan bugüne kadar 4 bin 500 civarında başvuru yapıldığını söyledi.

Yapılan başvuru sayısına göre, Bursa'da 30, Türkiye genelinde ise 120 civarında sandık kurulacağını kaydeden Prof. Dr. Özkan şöyle devam etti:

'Seçim kurban bayramı öncesine denk geldiği için 15 bin civarında çifte pasaportlu vatandaşımızın Bulgaristan'da oy kullanmasını bekliyoruz. Zaten her bayram öncesi bu sayıda insan gidip geliyor. Bayramı da birleştirmek isteyenler erken gidip oy kullanabilir'

Sandık ve oy kullananların sayısının artması 11 Temmuz'daki seçimde Türklerin daha çok milletvekili çıkarması sağlayıp, hükümet kurulması konusunda anahtar parti haline getirecek.

Marmara Denizi'ne Haliç modeli eylem planı [06 Haziran 2021 ]

Marmara Denizi, artık can çekiştiğini son iki aydır görülen müsilajla gözler önüne serdi. Koruyabilseydik doğal bir akvaryum olan Marmara'nın çığlığı sonunda karşılık bulmaya başladı.

İlk çıktığı günlerde, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından normal bir doğa olayı olarak nitelendirilen müsilajın aslında Marmara'daki kirliliğinin boyutunun görünenin çok ötesinde olduğunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da iki ay sonra farkına vardı.

Önceki gün Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Marmara Belediyeler Birliği'nin çevrimiçi düzenlediği 'Marmara Denizi'nde Müsilaj Problemi ve Çözüm Önerileri" başlıklı çalıştay yapılırken, 300 bakanlık görevlisi, 91 noktadan Marmara'ya dökülen dere, nehir ile arıtma tesislerinden numuneler aldı.

650 akademisyen, uzman ve sivil toplum görevlisinin katıldığı çatıştay, Marmara'daki işin ne kadar ciddi olduğunu ve aslında çok geç kaldığımızı da gösterdi.

Marmara Belediyeler Birliği ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, konuşmasına samimi bir itirafta bulunduğu ibaresini ekleyerek, kirliliğin en önemli kaynağını dile getirdi:

'Marmara'yı adeta bir foseptik gibi kullanmışız yani sadece ön arıtmadan geçen atık suyu açık denize derin deşarjlarla boşaltmışız, Akdeniz'den dip akıntısı yoluyla Karadeniz'e gideceğini düşünmüşüz ve bu yolla devam etmişiz'

Marmara'nın bir hava olarak ele alınması gerektiğini ve bütünleşik bir yönetim sistemi oluşturulması gerektiğine de işaret eden Büyükakın, bu sözleriyle çözümün adresini de gösterdi: Birlikte hareket ve ortak çözüm...

İlk yapılması gereken ise Marmara'ya yapılan ve yüzde 52'sine yakını biyolojik ve ileri biyolojik arıtma yapılmadan gerçekleştirilen deşarjlar. Büyükakın'a göre, bunun önüne geçilmeden deniz salyasının besini olan azot ve fosfor miktarı azalmadan salya probleminin önüne geçilemez. Sadece evsel atıklar değil, aynı zamanda endüstriyel kaçaklar, tarımsal faaliyetten gelen kirliliğinden düşünülmesi gerekiyor. O yüzden derin deniz deşarjlarının masaya yatırılması, en kontrol edilebilir ve değişken biyolojik arıtma imkanlarının geliştirilmesi lazım.

Müsilaj olayı başladığı ilk günden beri uyarılarını kamuoyu ile paylaşan Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, çevrimiçi çalıştayda, Marmara denizi için müsilaj erken uyarı sistemi kurulmasını önerdi.

'Atık yönetim sistemimizi değiştirmediğimiz sürece müsilajdan kurtulma şansımız yok." diyen Sarı'ya göre, deniz süpürgeleriyle müsilajların toplanmasının sürdürülebilir çözüm değil. Marmara için iklim değişikliği dikkate alınarak yeni bir atık yönetim politikası belirlenmeli.

CUMHURBAŞKANI TALİMAT VERDİ, EYLEM PLANI AÇIKLANIYOR

Çalıştayın ardından bugün Kocaeli'nde Bakan Murat Kurum koordinasyonda, Marmara Denizi'ne kıyısı olan belediye başkanları ve yetkililerin katılımıyla yapılacak toplantıda 'Marmara Denizi'ni Koruma Eylem Planı'na son hali verilecek ve plan kamuoyuna açıklanacak.

5 Haziran Çevre Günü dolayısıyla Millet Bahçesi toplu açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, müsilaj sorunun çözümü için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na talimat verdiğini belirterek, 'Haliç'i nasıl kurtardıksak, denizlerimizi de bu beladan kurtaracağız' dedi.

Erdoğan, daha bir büyük bir bela olduğunu nitelediği Haliç'i temizledikleri gibi müsilaj sorunundan denizlerin kurtarılacağını söyledi.

'Marmara'yı kaderine terk etmeyeceğiz' diyen Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum da 1994'te Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde Haliç'in temizlenmesi projesine değinerek, bugün açıklayacakları eylem planlarının ipuçlarını verdi.

Birinci öncelik kaçak deşarjların önlenmesine verilecek. Anlık izleme sistemlerinin sayısı arttırılacak. İkincisi Marmara'daki tüm belediyelerle teknik ve maddi destek verilecek. Belediyelere tarih, süreç ve iş programları verilerek takibi bakanlık tarafından yapılacak. Biyolojik arıtma tesislerinin sayısı arttırılacak. Ayrıca ön arıtma yapıldıktan sonra derin deşarj yerine kolektör hattıyla arıtma sularının yeniden kullanımı sağlanacak. Bu oran hale Türkiye genelinde yüzde 3. Yeni projelerle bunun yüzde 5'e çıkarılması planlanıyor.

Öyle anlaşılıyor ki başta Cumhurbaşkanı olmak üzere bakanlık Marmara'yı önümüzdeki günlerde mercek altına alacak. Buradaki en önemli konu kaçak deşarjlar. Geçtiğimiz günlerde yazmıştım. Doğancı Barajı dolunca savaklar açılarak Nilüfer Çayı'na pırıl pırıl Uludağ suları verilmişti. Ancak çayın Marmara Denizi'ne boşaldığı noktaya gittiğinizde simsiyah akıyor. Ne zaman ki su, barajdan çıktığı temizlikte Marmara'yla buluşursa o zaman kirlilik biter.

65 YAŞ ÜSTÜNÜN ÇİLESİ NE ZAMAN BİTECEK?

Koronavirüs pandemisi başladığı günden beri en çok sıkıntı çeken kimler diye sorarsanız, yanıtı çok basit 65 yaş üstü vatandaşlarımız...

İlk yasak onlara geldi, bırakın hafta sonunu aylar boyunca evden dışarıya çıkamadılar. Kısıtlamalar kalkınca da en son onlara sıra geldi.

1 Haziran sonrası 65 yaşın çilesi hala bitmedi. Oysa bu yaş grubundaki vatandaşlarımızın büyük bölümü ikinci doz aşısını dahi oldu. Ona rağmen hala kısıtlama...

Kısıtlama mı kaldı diyenleri duyar gibi oluyorum; Ben de farkında değildim. Gazeteye gelen telefonlar üzerine yaptığım araştırma sonucu öğrendim: Evet, 65 yaş üstünün hala otobüs, minibüs, metro gibi toplu taşıma araçlarına binmeleri yasak. Yasağın kaynağı yerel de değil. İçişleri Bakanlığı'nın 1 Haziran genelgesinde yer alıyor.

Dünyanın başka ülkelerinde iki doz aşısı olanlar neredeyse maskesiz dolaşma hakkına sahip. Biz de ise yasaklara devam... 

İYİ Parti, bu kez projelerini anlatmak için sahaya indi [05 Haziran 2021]

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, geçen yıl şubat ayında, 'taban siyaseti'ne dönüş ile ilgili ilk mesajlarını Bursa'daki Heybeli Otel'de düzenlediği basın toplantısında detaylandırmıştı.

'Demirelvari' olarak nitelendirilebilecek bu siyasetin hedef kitlesi, sokakta vatandaş, esnaf, orta ölçekli işletme çalışanlarıydı. Akşener'e göre, son yıllarda soyut değerler ve hayat tarzı üzerinden yapılan siyaset konforlu bir alan yaratıyor. Kutuplaştırarak oylanıyordu. Bir değer yönü ise tek seçmenli, genel başkanın gözünün içine bakan bir siyasi yapı. Ortada bir kırmızı kuvvetler mavi kuvvetler yok. Tüm taraflar siyasi yapının paydaşları.

Türkiye'deki siyasi gündem ne kadar yeni tartışma alanları yaratsa da Akşener, taban siyasetinden vazgeçmeyerek, vatandaşın sorunlarını gerekirse temsilcilerini grup toplantılarında konuşturarak devam ettirdi. Bu çalışmalar, anketlere yansıyan sonuçlara göre İYİ Parti'nin başarı grafiğinin yükselmesini sağladı.

Sorunların tespiti ve kamuoyuna duyurulmasının ardından İYİ Parti bu kez, iktidara hazır olduğunu göstermek amacıyla projeleriyle vatandaşın karşısına çıkmaya Bursa'dan başladı.

Bursa'nın seçilmesinde partinin TBMM Grup Başkanı Prof. Dr. İsmail Tatlıoğlu ve Genel Başkan Yardımcısı ve Uluslararası İlişkiler Başkanı Ahmet Kamil Erozan'ın Bursa milletvekili olmasının etkisi büyüktü. İki vekilin yanı sıra İYİ Parti'nin Ekonomi Politikaları Başkanı Samsun Milletvekili Erhan Usta ve Kalkınma Politikaları Başkanı Prof. Dr. Ümit Özlale de dün Bursa'ya geldi.

Bursa'ya yapılan iki günlük ekonomi çıkarması dün İl Başkanlığı'nda düzenlenen basın toplantısıyla başladı. İl Başkanı Selçuk Türkoğlu'nun tanıtma konuşmasının ardından ziyaretin gerekçelerini Prof. Dr. Tatlıoğlu anlattı.

İYİ Parti'nin Türkiye ve Bursa çözümlerini paylaşmak üzere Bursa'da olduklarını vurgulayan Tatlıoğlu, vatandaşın gündüz yaşadıklarıyla gece medyada konuşulanların arasında irtibat olmadığını söyledi.

'Türkiye gündemine bakıldığında, dünyanın en yüksek faiz, enflasyon ve işsizliğe sahip bir ülkenin uğraştığı şeyler bunlar olmamalı' diyen Tatlıoğlu, şöyle devam etti:

' Türkiye'ye yakışmıyor. Türkiye'nin itibarını zedeliyor. Ülke yönetmek itibar yönetmektir. Yarın sabah 12 milyon insan güne işsiz uyanacak, ortalama maaşın asgari ücretten oluştuğu bir Türkiye olacak. Fakirleşme sürecine devam eden ülkeyi bugün olmadığı, yarın da olmayabilir ileride olacak vaatleriyle bütün ekranlardan bağıran bir Türkiye'nin sorunlarını derinleştiren partili cumhurbaşkanının eseridir Buradan çıkışı iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem olarak görüyoruz. Türkiye'nin acil ihtiyacı tarafsız cumhurbaşkanıdır. 84 milyonu kucaklayan ayağına taş değen herkesin güvendiği bir cumhurbaşkanıdır'

Konuşması sonrası erken seçimle ilgili soru üzerine Tatlıoğlu, 'Biz hemen istiyoruz' yanıtını verdi. Cumhur ittifakının hiç olmasın gibi temayülleri olduğunu savunan Tatlıoğlu, şöyle devam etti:

İçinde bulunduğumuz Türkiye'nin sorunları 2001 gibi teknik sorun değil. Bir yapısal tıkanma buradan yapısal reformlarla çıkış mümkün. Dolayısıyla daha fazla maliyet yüklemeden milli iradeye gidelim istiyoruz. Milli iraden çıkacak sonuçla bu yapısal reformlar gerçekleşsin'

Uluslar arası İlişkiler Başkanı Ahmet Kamil Erozan da, bir yıl önce gezi yaptıklarında vatandaşın 'sizin önerileriniz nedir' diye sormadıklarını vurgulayarak, şunları söyledi:

'Niye bugün soruyorlar. Çünkü bizim alternatif olduğumuzu, iktidar olacağımızı vatandaş da hissettiğinden yarın seçim olduğunda yegane seçenek olarak bizi gördükleri için soruyorlar' dedi.

BURSA MERCEK ALTINA ALINDI

İYİ Parti Bursa çıkarmasına ciddi hazırlık yaparak geldi. Bu, hem Tatlıoğlu hem de diğer katılımcıların konuşmalarına yansıdı.

Marmara Deniz'indeki salya sorunuyla Bursa konusuna giren Tatlıoğlu, Marmara Denizi'ndeki kirlilik ve çevresiyle ilgili 20 aydan beri çalışma yaptıklarını, hükümetin ise sadece bir zoom toplantısı yaptığına dikkat çekti.

Prof. Dr. Tatlıoğlu'nun Bursa değerlendirmelerine gelince; Tatlıoğlu'a göre, Bursa, Türkiye'nin en zor ulaşılan, içinde en zor hareket edilen en pahalı ve sahipsiz şehir. Kısmen 2004-2009 yılları hariç vizyonsuz.

Hızlı tren eleştirisini Sivas örneği ile anlatan Tatlıoğlu, 'Sivaslı hemşerimiz, Bursa'ya gelmek için yüksek hızlı trene binecek. Eskişehir ve Bilecik'te yük trenine aktarma olacak. Bursa'ya vaat edilen bu. Türkiye'nin en fazla ihracat yapan sanayi kentinde OSB'den limana demir yolu yok. Şehir içinde yol üzerine ray döşenen Dünya'daki tek şehir Bursa. Ama billboard belediyeciliğinde şampiyonluk var' dedi.

Sinema tarihinde en kötü filmin 'Dünyayı kurtaran adam' olduğunu hatırlatan Tatlıoğlu, 'Dünyanın en kötü projesi ise T2 hattı. Bir kentin parası nasıl çarçur edilir ve şehrin bütün giderlerini tıkar. En iyi örneği bu' diye konuştu.

BARTIN VE ZONGULDAK'TAKİ KADAR TARIM ALANI KAYBEDİLDİ

Bursa çıkarmasına hazırladıkları raporla gelen Ekonomi Politikaları Başkanı Erhan Usta, Türkiye'nin aynı anda üç kriz birden yaşadığını, bunun temelinde ise kötü yönetim olduğunu söyledi.

Bursa'daki görüşmelerinde çözüm önerilerinin yanı sıra kendi büyüme modellerini de anlatacaklarını ifade eden Usta, Türkiye'nin şehirlerden başlayarak bir kalkınma hamlesi başlatması gerektiğini o yüzden şehirleri dolaştıklarını sözlerine ekledi.

Bursa dosyası hazırlayan Kalkınma Politikaları Başkanı Prof. Dr. Ümit Özlale ise Bursa ve Türkiye'nin kurumsal erozyondan çok çektiğini ve bu yüzden çok önemli fırsatların kaçırıldığını ifade etti. Bursa raporundan birkaç örnek veren Prof. Dr. Özlale, şöyle devam etti:

' Türkiye gibi Bursa da fakirleşiyor. Son 15 sene içinde Bursa'da kaybedilen tarım alanı Bartın ve Zonguldak'ın tarım alanına eşit yani 700 bin dekar. Beşeri sermaye ve yaşanabilirlik açısından bu kadar milli gelire rağmen 37'inci sırada. Üniversite öğrenci sayısının nüfusa oranı yüzde 2. Bu, Bursa'yı 81 il arasında 70'inci yapıyor. Bursa'da demiryolu uzunluğu Türkiye'de 81 il arasında 51'inci sırada o yüzden Bursa gittikçe yaşanılabilir bir kent olmaktan çıkıyor' 

29 Haziran 2021 Salı

Marmara'yı sarıya boyayan ALG patlaması tehlike sinyali [04 Mayıs 2021 ]

Marmara Denizi'nin Gemlik, Mudanya, Karacabey, Tekirdağ ve İstanbul sahillerinde son haftalarda, suyun üzerini tabaka şeklinde kaplayan ALG patlaması, doğa olayı olarak geçiştirilemeyecek kadar önemli bir kirlilik göstergesi.

50 yıldan beri Gemlik'te yaşıyorum. İlk kez böylesini gördüm diyebilirim. Geçmiş yıllarda da ALG patlaması olur, deniz, bir süre kırmızı hatta kiremit rengine boyanır ve kısa sürede geçerdi.

Bu kez oldukça farklı bir durum söz konusu.

Sarı renkli, kötü kokuya sahip ALG, tabaka halinde denizin üzerini kapatıyor. Önceki gün Büyükşehir Belediyesi'nin deniz süpürgesi Gemlik körfezinde çalışma yaparken gözlemledim. Deniz aracı geçtikten sonra tabaka yineden oluşuyordu.

Dikkat çeken bu gelişmeyi iki farklı şekilde yorumlayanlar var. 17 Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı gibi doğa olayı olarak nitelendirip, tehlike oluşturmadığını hatta 2-3 yıl içinde hamsi, lüfer ve sardalya bolluğu getireceğine inanan bilim insanlarının açıklamalarına karşı endişe ile bakanlar da var.

Onları da aktarayım....

Bazı akademisyenlerin bunu normal doğa olayı olarak göstermesinin gerçeği yansıtmadığını savunan Kimya Mühendisi arkadaşım Vedat Sezer'e göre, küresel ısınma Marmara'yı da etkiledi. Deniz suyu sıcaklığı 1,2-1,5 derece yükseldi. Marmara denize kıyısı bulunan yerleşim yerlerinden sanayi ve evsel atıklar denizdeki mikro organizmaların yapını değiştirdi. Bu organizmalar birbirlerine bağlanıp, yüzeyde oksijen geçirgenliğini engelleyen bir ortam oluşturdu.

Marmara'ya sanayi ve evsel atık deşarjı bu şekilde devam ederse önümüzdeki günlerde sıcaklık değişimleri ve diğer etkilerle bir süre kaybolacak bu yapılar, geçmişe oranla çok ve yaygın biçimde ortaya çıkacak, Marmara'da sucul yaşamı yok edecek. İleriki dönemlerde dipte oluşan çürük yumurta kokulu hidrojen sülfür kıyı kesimlerinde hissedilmeye başlayacak.

Gelişmeyi bir de geçen dönemlerde Çevre Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanlığı da yapan Uludağ Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Efsun Dindar'a sordum.

Ona göre de sıcaklık değişimi ve kirliğin artması sonucu bu gelişmeleri yaşıyoruz.

Peki, neden geçmiş yıllardaki gibi kırmızı değil de sarı renkli?

Farklı bir tür tek hücreli canlı olduğunu söyleyen Dindar, koronavirüsteki mutasyonu örnek göstererek, bunların da atık sularla gelen farklı mikro organizmaların geliştirip baskın hale getirdiği farklı bir popülasyon olabileceğini vurguladı.

Dindar'a göre, azot ve fosfor gibi bu tür organizmalar için besleyici elementler, sudaki oksijen azalması, sıcaklık değişimi bataklığı andıran görüntülere sebep oluyor.

Sorunun kaynağı doğrudan çevre kirliliği. Marmara'ya bırakılan atık sulardaki organik madde açısından kirlilik yükü azaltılabilirse kontrol altına alınabilir.

HORMON BOZUCU KİMYASAL ATIKLAR VE BUZULLARDAN GELEN TEHLİKE

Doç.Dr. Dindar, mikro organizmaların yanı sıra yeni yeni ortaya çıkan bir tehlikeye de dikkat çekti.

Evsel ve sanayi atıkları arıtmadan geçiriliyor ama bunların dışında da bir sürü kirletici parametre var. Bunların hepsini arıtamıyoruz. Endokrin bozucu kimyasallar, ilaç kalıntıları bunların artıma gücünün ne kadar olduğu bilinmiyor. Son zamanlarda da hormon bozucu kimyasalların atık sularda belirli miktarda alıcı sulara karışıyor. Tarla sulanınca bitkilere, denize dökülünce balıklara geçiyor. Besin zincirindeki tüm canlıları etkiliyor. Kısacası doğayı eski haline döndüremeyecek seviyede kirletiyoruz.

Yine küresel ısınmayla birlikte yeni bir tehlike daha kapımızı çalıyor. Geçtiğimiz günlerde Mars'tan geleceği öne sürülen virüsler tartışma konusu olmuştu. Aslında yer kürede de benzeri tehlike var.

Dünya oluştuktan beri, yani yaklaşık 4.6 milyar yıllık süre içerisinde, belgelenen 5 büyük buzul çağı yaşandı. Bunların büyük çoğunluğu ise insanın tarih sahnesine çıkışından önceydi.

Kutupların erimesiyle birlikte milyonlarca yıl öncesinden donan virüs ve mikro organizmaların aktif hale gelip sulara karışma tehlikesi de var. Yani koronavirüsten belki daha tehlikeli virüs türleri küresel ısınma etkisiyle türlerin yok olmasını sağlayacak.

CANLI TÜRLERİNİ BU TÜR FELAKETLER YOK ETMİŞ...

Önceki akşam Habertürk'te Fatih Altaylı'nın hazırlayıp sunduğu Teke Tek Bilim'de, dünyanın yaşadığı 5 büyük yokoluş konusu ele alındı. Prof. Dr. Celal Şengör, Prof. Dr. Nüzhet Dalfes ve Dr. Emrah Çoraman, buzul çağlarından dinozorların neslinin tükenmesine kadar yaşanan felaketleri anlattı.

Prof. Dr. Şengör'ün akademik ve oldukça sıkıcı anlatımından sonra Dr. Emrah Çoraman'ı dinlemek oldukça zevkliydi. 15 kilometre çapında, Himalaya dağı büyüklüğündeki meteorun çarpması sonucu dinozorların nasıl yok olduğunu ayrıntılarıyla dinleme fırsatı bulduk. Bu arada, kanatlı yani uçabilen dinozor türleri yok olmamış. Bugünkü kuşların ataları da bu uçan dinozorlarmış.

Programdaki en önemli bölümlerden biri ise Marmara'daki ALG patlamasını çağrıştıran kısmıydı. Yok oluşlarda, bu tür tek hücreli canlıların yer küreyi istilası da etkili olmuş. Çok hücreli yaşamlar ise buzullarda korunan bazı türlerle yeniden başlamış.

Yerküredeki altıncı yok oluşun ayak seslerini duyuyoruz aslında. Koşar adım da gidiyoruz. Tehlike aslında insanlık için yoksa doğa her yok oluştan sonra kendini yenilemesini bilmiş. 

29 Eylül 2014 Pazartesi

KANAL PROJESİ KUMLA’YI KURTARMAZ


Henüz, Bodrum, Marmaris ve Akdeniz kıyı şeridinde yeralan tatil beldeleri keşfedilip beton yığınına dönmeden önce Marmara’nın iki gözdesi vardı.
Bunlardan biri merhum Vehbi Koç’un bile tatilini geçirdiği Erdek, diğeri ise Bursalılardan çok Eskişehir ve Ankaralıların sevdiği Küçük Kumla.
Son zamanlarındaki görüntülerine aldanıp Küçük Kumla deyip geçmeyin, bir zamanlar iskelesine Muazzez Abacı’nın teknesiyle demir attığı tatil beldesiydi. Sapsarı kumsalları pırıl pırıl denizi ve bir çok yerde görülmeyen balık çeşitleriyle Marmara’nın gözbebeğiydi.
Geçen 40 yıla yakın süre içinde Kumla’nın denizi bile beton yığınına dönüştü.
Denizi bile diyorum çünkü aklı evvel bir belediye başkanı her biri 25-30 tonluk beton blokları kıyıya boydan boya döşeyerek aklı sıra plaj yapmaya kalkmıştı.
Sonra yanlış olduğu anlaşıldı ama iş işten geçmişti. Çünkü beton ucubeleri kaldırmak, daha masraflıydı. Yeni yasa Kumla’yı mahalle yapıp Gemlik’e bağlayınca belediye beton blokları kaldırdı ancak, kıyıdan taşımadı. Deniz ise beton blokların kaldırılmasına adeta sevinerek kıyıları kumla doldurdu.
Ucubeler ise hala ortada, çirkinlik abidesi olarak duruyor.
Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe nihayet, yanına Gemlik Belediye Başkanı Refik Yılmaz’ı da alarak, geçtiğimiz günlerde Kumla’yı ziyaret etti.
Kumlalıların beklediği müjdeyi de verdi. Enerji Piyasası Yüksek Kurulu’ndan izin çıkmış, konutlara doğalgaz hattı için çalışma ekim ayında başlıyor. Hem de yenilenecek kanalizasyon hatlarıyla birlikte.
Sahil boyunca vatandaşlarla birlikte yürüyen Altepe ve Yılmaz’a en çok şikayet beton ucubeler konusunda. Geldi, bunları dinleyen Altepe, artık sahilin sonuna geldiğinde dayanamayarak, Yılmaz’dan kaldırılması için çalışma yapmasını istedi.
Başta Kumla Muhtarı Abdullah Satı olmak üzere Kumlalılar rahat bir nefes aldı.
Tur, Küçük Kumla ile Büyük Kumla’yı bağlayan köprüye geldiğinde asıl proje ortaya çıktı. Kumla’nın istediği marina buraya yapılacak, dere ıslah edilerek çevresi yollar ve parklarla donatılacaktı. Refik Yılmaz, İstanbul’un Kanal Projesi’ne gönderme yaparak, “Bizimde hayal projemiz” bu olacak diye seviniyordu.
Altepe de hemen projeyi anlattı. Yol Büyük Kumla tarafına taşınacak, buradan elde edilecek alan değerlendirilecekti.
Unutmadan bir de  kadınlar plajı var tabi. Köprünün hemen yanı başındaki, halen otopark olarak kullanılan bölgeye tıpkı Karacabey’deki gibi kadınlar plajı yapılacak.
Kanal projesi güzel, çünkü yapımı devam eden baraj projesi yüzünden dere kuruyacak ve mutlaka deniz suyunun kullanılması gerekecek.
Ancak ne betonların kaldırılması ne de kanal projesi Kumla’yı kurtarmaz. Yapılacak en önemli şey kimsenin cesaret edemediği sahil şeridinin bir an önce temizlenerek, asıl yürüyüş güzergahı ve plaj haline getirilmesi olacaktır.
Gerçi burada çay bahçeleri de beton yığınları arasında boğulan insanların nefes alma noktaları ancak, başka çözümler üretilerek, hem işletme sahipleri mağdur edilmez, hem de sahil tıpkı Kurşunlu ve Mudanya gibi yürüyüş yolu haline gelir.
Yoksa, kanal yapmakla Kumla kurtulmaz.  

21 Haziran 2014 Cumartesi

FELAKET KAPIYI ÇALDI

Yıllardır bilim adamları ve çevrecilerin yaptığı felaket uyarılarının sinyallerini almaya başlıyoruz.
Aklınıza Hollywood’un felaket senaryoları üzerine kurulu, kimilerinin uçuk kaçık dese de içinde gerçek unsurları barındıran filmleri gelmiştir.
O tür filmler, bilim adamları ve çevrecilerin yetkililere ve kamuoyuna gelecek felaketleri anlatmalarıyla başlar. Sonrası tabi ki bir film senaryosu içinde bir buçuk ya da iki saate sığdırılan gelişmeler anlatılır.
Son yıllarda işte o filmlerin başlangıç bölümünü yaşıyoruz.
45 dakika içinde dört mevsim yaşanır mı?
Evet yaşanır...
Dün Bursalılar yaşadı. Cumhuriyet Caddesi’nde ceviz büyüklüğünde buz parçaları yağarken, kentin doğusunu sel götürdü. Bulunduğumuz kent meydanında ise güneşli bir hava hakimdi. Deniz kıyısı Küçük Kumla’da ise bahar esintileri vardı.
Bu kadar da değil, bir gün önce Kestel’de Meteoroloji’ye göre, 45, o bölgede oturanlara göre 15 dakika içinde metrekareye tam tamına 65 kilogram yağış düştü. 65 kilogramı şöyle ifade edeyim küçük bir masa düşünün üzerine içinde 19 litre su bulunan 3,5 damacana suyu dökün.
yağan yağmur miktarı bu.
Daha bitmedi. Marmara Denizi’ndeki hortum Amerika’dan gelen görüntüleri aratmadı.
Aslında bunun öncesi de vardı. Sadece Marmara’da değil, mart ve nisan aylarında yaşanan dolu ve don olayları sadece Marmara’daki değil, Anadolu’nun bir çok yerindeki meyve ve sebze üretimini vurdu. 
Zarar öylesine büyük ki, yüzde 35’i verimli tarım arazisinden oluşan Bursa’da, son aylardaki iklim felaketleri inanılmaz boyutta ve hala zarar üstüne zarar görüyor. CHP Bursa Milletvekili İlhan Demiröz, TBMM’de yaptığı gündem dışı konuşmada, çiftçinin bulunduğu durumu anlattı. Osmangazi, Gürsu, Mustafakemalpaşa, Karacabey, Keles, Kestel, Mudanya, Gemlik, İznik, Orhangazi gibi tarımsal üretimin yoğun olduğu ilçelerde çiftçilerin zararı yüzde 80 ila 100 arasında.
Demiröz, çiftçilere destek için yasa çıkarılmasını önerirken, Karacabey’deki başta domates üreticileri olmak üzere çiftçiler haykırıyor.  Yağışlar yüzünden domates ekimini bir türlü yapamıyorlar. Bir yıllık borç ertelemesinin 3 yıla çıkarılmasını istiyorlar.
Çiftçilerin domates alımı yapacak fabrikalara da çağrıları var: Bu yıl çiftçiye destek için domates alım fiyatının 25-27 kuruşa çıkarılmasını bekliyorlar.
Mevye üreticileri ve ihracatçıları da sıkıntıda, erken kiraz üretimi dolu kurbanı oldu. Şimdi umut dağ bölgelerindeki kirazda. Armut, elma bahçeleri tarumar. Çiftçiler zararı görmemek için bahçelerine gitmeye dahi korkuyorlar.
Tüm bu yaşananlar, yıllardır sürdürdüğümüz çevreye olan duyarsızlığın sonucu. Eğer bu şekilde dünyayı kirletmeye ve çevreyi katletmeye devam edersek, daha büyük felaketler bizi bekliyor.
Bir ağaçtan ne olur? Ya da dünyayı benim yarattığım kirlilik mi bitirecek diye düşünmeyin.
Bu dünya hepimizin. Yarın tıpkı nesillerini yok ettikten sonra ancak fotoğrafları kalan hayvanlar gibi, bir zamanlar yediğimiz güzelim meyveleri de bulamayabiliriz.
 


Yatırımcı çıkmayınca Büyükşehir yapacak

  27 Ekim 2021 Çarşamba, 07:56     Bursa'da yerel gündem son aylarda oldukça hareketlendi. Emek-Şehir hastanesi metro hattından T2'y...