Efsun Dindar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Efsun Dindar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2021 Pazar

Onun için çevre denince akan sular duruyor[30 Ekim 2017]

 İsmi, sihir ve büyü anlamına gelen Efsun. Ama onun büyüyle sihirle işi yok. Efsun Dindar, bilimsel donanımıyla 'Yeşil' unvanını artık kaybeden Bursa'nın kirlenen suyu, havası ve toprağı için mücadele ediyor. 4 yıldan beri Çevre Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanlığı görevini yürüten Efsun Dindar, aynı zamanda bir akademisyen. Hem araştırıyor hem de yer aldığı her platformda aktif olarak görev yapıyor.

Efsun Dindar, aslen Eskişehirli ama 20 yıldır yaşadığı Bursa'nın aşığı ve kenti bir tabiat harikası olarak nitelendiriyor. Yaşanan göçlerle birlikte başlayan sanayileşme ve çarpık kentleşmenin Bursa'yı getirdiği duruma en çok üzülenlerden biri.
Uludağ Üniversitesi'nin Çevre Mühendisliği bölümüne başladığı günden beri artık eski günlerinden eser kalmayan Bursa için çalışıyor. Eğitimini doktora seviyesine kadar yükseltmenin yanı sıra 4 yıldan beri Çevre Mühendisleri Odası Bursa Şubesi'nin Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı yapıyor. Dindar'ın görev yaptığı yerler bununla da sınırlı değil. Bir koltuğa iki karpuz benzetmesini de aşarak neredeyse bir koltuğa beş karpuz sığdırmış.
Gözlem Kulesi'nin bu haftaki konuğu olan Dindar, ayrıca BTSO Çevre Konseyi, BUSİAD'ın İş Sağlığı ve Güvenliği Çevre Grubu'nda uzman, BUMİAD'ın fahri üyesi ve sosyal sorumluluk projelerinin vazgeçilmez ismi.
Çevre denince onun için akan sular duruyor. Yüksek lisans ve doktorasını da toprak kirliliği üzerine yapmış. Dindar'la Bursa'nın çevre sorunlarını ve gelecekte bizi bekleyen tehlikeleri konuştuk.

Bursa'nın su kaynaklarının durumu nasıl?

Nilüfer Deresi'nin ciddi anlamda sıkıntıları hâlâ devam ediyor. Kirli akıyor. Analizlere göre hâlâ dördüncü sınıf su kalitesinde değerlendiriliyor. Uluabat ve İznik gölleri onlarda da maalesef tablo pek iç açıcı değil. Onlarda da su kalitesi dördüncü sınıf düzeyinde. Bizde hep sanayiden kaynaklı kirlilik konuşulur ama ilaç ve bilinçsiz gübre kullanımı sonunda ne yazık ki onlar da taşınıyor ve yüzeysel ulaştığı zaman su kalitesini bozabiliyor. Yukarıda Nilüfer'in doğduğu yere çıkacak olursanız tertemiz bir su akıyor. Marmara'ya döküldüğü yere kadar her noktada kirleniyor. Uluabat Gölü de hem tarımsal hem endüstriyel kaynaklı kirlilik tehdidi altında. Uluabat'ın özel bir statüsü de var. Ramsar sözleşmesi kapsamında en son yapılan araştırmada hatta uydu görüntüsü de çekilmiş. Bu görüntülerde gölün artık daha daraldığı, küçüldüğü ne yazık ki görülüyor. Önlem alınmazsa kuraklık tehdidi altında.

Hava kirliliğinde ne durumdayız?

Çevre Bakanlığı verileriyle de görülüyor. Hava kalitesi açısından hiç iyi bir noktada değiliz. Kaldı ki istasyonların hepsi ölçüm yapmıyor. Doğru ölçüm yapıp yapmadığı konusunda da zaman zaman şüpheler var. Sadece kış aylarında değil üstelik. Sadece biz kış aylarında daha yoğun etkileniyoruz. Yaz aylarında partikül madde değerlerinin hep limitlerin üzerinde olduğunu görüyoruz. Partikül madde dediğimiz yaza kışa bakmıyor. Çünkü bunlar endüstriyel tesisler ve taşıt emisyonlarından kaynaklanıyor. Kışın ekstra bir de ısınma kaynaklı hava kirliliği katlanarak büyüdüğü için biz daha çok hissediyoruz.
Hava kirliliğinin diğer bir sebebi de Bursa'nın rüzgar koridorlarının çarpık kentleşmeyle birlikte kapandığını düşünüyorum. Rüzgar artık Bursa'yı temizleyemiyor.

İklim değişikliği Bursa'yı etkilemeye başladı mı?

Artık iklim değişikliği kapıda değil kapıdan içeriye girmiş durumda. Ani yağışlarla birlikte sel felaketleri hortumlar gibi daha önceden çok alışkın olmadığımız doğa olaylarını iklim değişikliği ile yaşamaya başladık. Bursa bu konuda pilot illerden biri. Bakanlık tarafından iklim değişikliğine uyum programı başlatıldı. Eylem planları oluşturuyoruz. Sıkıntılar baş göstermeye başladığında Bursa'nın şeftalisi var, inciri, armudu zeytini var. Nasıl etkilenecek kaç sene sonra bu ürünleri elde edemeyeceğiz. Bununla ilgili detaylı çalışma yapmak lazım.

Nasıl yani bu ürünler yetişmeyecek mi?

Şu anda dünyanın sıcaklığı 1.1 derece arttı. Deniz seviyesi de 19 santim artmış. Artık iklim ile ilgili veriler bize önlem alınması gerektiğini gösteriyor. Paris Anlaşma ile 2 derecede tutulmasıyla ilgili bir niyet var. Bu yönde de ülkelerin niyet mektupları var. Biz de taraf olduk ama henüz Meclis'ten geçirmedik. Hem ürün deseni anlamında hem endüstri anlamında hem doğal kaynaklarımızın nasıl etkileneceği anlamında ilgili ciddi çalışmalar yapmamız gerekiyor. İleriye dönük projeksiyonlar şimdiden hazırlanmalıdır. Vatandaş düzeyinde de bilgi sahibi olmamız gerekiyor. Çünkü bunun sonuçlarına göre zorunlu göçler ortaya çıkabilir. Çiftçiye diyeceksiniz ki 20 yıl sonra senin tarlan iklim değişikliğinden etkilendiği için bu ürünü ekemeyeceksin. Ne yapacak o çiftçi, mecbur göç etmek zorunda kalacak. Önlemlerin alınması için şimdiden çalışmamız gerekiyor.

Toprağı havayı suyu kirletiyoruz. Bu trend devam ederse Bursa'yı nasıl bir gelecek bekliyor?

Bu konuda bakanlığın yaptığı birtakım planlar var. Entegre atık yönetiminden tutun da su yönetimine kadar planlarımız programlarımız var. Bizim o aşamada bir sıkıntımız yok. Mevzuatımız var yönetmeliğimiz var. Yapılmazsa neler olabileceği belli. Bununla ilgili alınan önlemler de belli. Bizim sıkıntımız bunların uygulanması ve denetlenmesiyle ilgili sıkıntı. Yoksa evrak üzerinde prosedür olarak yapılması gerekenler belli . Bunlar belli bir düzeye kadar da yapılıyor ama işin sonu hep çevresel yatırımlara dayandığı için finansman konusunda sanayiciyi ikna etmek çok kolay olmuyor. Ciddi miktarda ceza kesiliyor. Ama çevre cezasının çok yüksek olması denetimin çok ciddi yapıldığı anlamına gelmiyor.
ÇED raporu denen bir aşama var. Tesisi kurmadan önce bütün çevresel boyutunu değerlendireceğim. Bana taahhüt et. Taahhüt aşamasında sıkıntı yok. Öyle ütopik şeyler taahhüt ediliyor ki baktığınız zaman diyorsunuz ki bu tesis muazzam derecede çevreyi korumaya yönelik önlemlerini almış. Sonra takibi yapılmıyor.

Neler yapmamız gerekiyor?

Maalesef gelecek günlük kazançlara kurban ediliyor. Çevrenin siyaseti, partisi olmaz. Hepimiz aynı havayı soluyup aynı suyu içiyoruz. Bunun belli bir şekilde kategorisi olması düşünebilir mi ? Çevreyle ilgili kararların da siyasi otoriteden bağımsız olması gerekiyor ki daha anlamlı ve etkin bir süreç yürütülebilsin.

Bir çevre mühendisi ve akademisyen olarak Bursa'nın bugünkü durumunu nasıl görüyorsunuz?

Keşke güzel bir tablo çizebilsek ve bu konuyla ilgili gönül rahatlığı içinde güzel şeyler söyleyebilsek. Hepimiz farkındayız ve görüyoruz. Çok dillendirmesek de birebir Bursa'da yaşayan insanlar olarak aslında çevresel etkileri de birebir hissedebiliyoruz. Bursa'nın şöyle bir tarihini tarayacak olursak yeşil Bursa denilen etiketimiz bir markamız varmış artık bunu Bursa'nın taşıdığını düşünmüyorum.

Toprak kirliliği ne durumda?

Nilüfer Deresi'nde akan suyla sulanan tarım topraklarıyla ilgili bir çalışma yapmıştık. Kirli suyla yapılan sulama sonucu azot ve fosfor gibi bitkinin ihtiyacı olan minerallerle ilgili olumsuz etkilenme gördük. Ağaç rafine edebiliyor ama gövdesi, yaprağı kökü yenilebilen bitkilerde sıkıntı daha büyük. Ürün bazında da değerlendirilip ağır metaller geçiyor mu geçmiyor mu ne kadarı toprakta tutuluyor bunun analizlerinin de Bursa genelinde yapılması gerekir.

Yeni nesil çevreye duyarlı mı? Çevre bilincinin geliştirilmesi için neler yapılmalı?

400 liseye çevre eğitimi için teklif götürdük sadece 40'ından yanıt geldi. Dünya Çevre Günü'nde fidan dikelim bisiklet pedalı çevirelimden öte bir şeyler yapılması gerekir. Tek bir çocuğun eğitimi bile önemli. Pili çöpe attırmaması kızartma yağını lavaboya döktürmemesi bile önemli. Bu bile başarı...

2 Kasım 2016 Çarşamba

KİRLETMEYE HAKLARI VAR, BİLMEYE HAKKIMIZ YOK


Bursa'nın hava ve su kirliliği ile ilgili takibimiz devam ediyor. 
Peki, yazıyorsun da ne değişiyor, kirlilik önleniyor mu sorularınızı duyar gibi oluyorum.
Buna bir öykü ya da eskilerin deyimiyle kıssa ile yanıt vereyim.
Hazreti İbrahim’in ateşe atıldığı sırada bir karınca ağzında bir damla su ile koşa koşa gidiyormuş.
Hem de boyu göklere varan cehennemi ateşe doğru. Gökte uçan ve gagasında ateşe atmak üzere bir dal parçası taşıyan bir kartal onun bu telaşını görüp sormuş hemen yanına yanaşıp: “Bu acelen niye,  Nereye böyle?”
Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp, “Duymadın mı” demiş. “Nemrut, İbrahim Peygamber’i ateşte yakacakmış. İşte ateşin olduğu yere su götürüyorum.”
Bu sözleri duyan kartal kendini tutamayarak uluorta kahkahalarla gülmeye başlamış. “Sen şu ateşe hiç bakmadın mı?” diye sormuş. “Ne kadar büyük, senin bir damla suyun ona ne yapabilir ki?”
Su taşıyan karınca, “olsun” demiş. “Hiç olmazsa safımız belli olur.”
İşte bu yüzden Bursa’yı ve çevreyi korumak adına safımız belli olsun diye yazıyorum.
Gerisi kirletenlere ve önlem almayanlara kalmış.
En son çevremizi saran kötü kokuyla ilgili Hürriyet Bursa’daki yazımda, Bursa Valiliği İl Mahalle Çevre Kurulu’nun 18 Ağustos’taki toplantısının tutanağını kamuoyuna açıklayarak, tekstil sektöründe faaliyet gösteren ve kokuya neden olan bacalara filtre takılması süresinin 01 Ocak 2018 tarihine kadar uzatıldığını yazmıştım.   
Konuyu aktardığım Çevre Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Efsun Dindar, kararın Bursa ile sınırlı olduğunu açıklayarak, aslında koku yönetmeliğinin 2013’ten beri yürürlükte olduğunu ve bu yönetmelik hükümlerine göre koku emisyonu oluşturan tesislere yönelik önleme ve azaltmayı öngördüğünü anlatmıştı.
İşin özeti 3 yıldır yasal mevzuat yerine getirilmemiş, üstelik 2 yıl daha kokunun devam edeceği gerçeğiydi.
Dindar, bize bilgi vermekle de kalmıyor. Çevre Mühendisleri Odası olarak Bilgi Edinme Yasası’na göre, Çevre ve Şehirlik Müdürlüğü’ne de yazı ile soru gönderiyor. Sadece kararı değil, yapılan denetimleri ve uygulanan cezalar hakkında da bilgi istiyor.
Dindar’ın sorduğu sorularını nihayet yanıt geldi.
Peki, ne mi diyor?
Bir sayfalık A4 kâğıdı tamamen yazı ile dolu ama hiçbir şey demiyor…
Denetim yapılmış ama bilgi yok.
Gerekçesi de “Bilgi Edinme Kanunu’nun Özel Hayatın gizliliği başlıklı 21’inci maddesi.
Madde şöyle: Kişinin izin verdiği haller saklı kalmak üzere, özel hayatın gizliliği kapsamında açıklanması halinde kişinin sağlık bilgileri ile özel  ve aile hayatına, şeref ve hasysiyetine, mesleki ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır”
Bürokrasi böyle bir şey olsa gerek, Dindar, firma ismi veya tutanak istemiyor ki, onun veya bizim derdimiz herhangi bir firmayı işte çevreyi kirletiyor diye açıklamak değil. Peki ne? Şikayet mekanizması yeterince işliyor mu, denetimler yapılıyor mu ve bunlara yaptırım uygulanıyor mu?
Bunları öğrenmek hakkımız değil mi?
Onların çevreyi kirletmeye hakları var, bizim bunu öğrenmeye ve önlemeye hakkımız yok.
Bu işte  bir yanlışlık yok mu?
Dindar, gelen yazı üzerine yeniden bu kez denetimleri soran bir yazı daha göndermiş. Bakalım ona ne yanıt verilecek.
Takipçisi olacağız.
Bu arada, yazıyı yazarken önümde duran Hürriyet Gazetesi’ndeki bir haber dikkatimi çekti. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun açıklamasına göre dünyada yaklaşık 2 milyar çocuk zehirli hava soluyor. Rapora göre, dünya genelinde her yıl 5 yaşından küçük 600 çocuk hava kirliliğine bağlı rahatsızlıklar nedeniyle ölüyor.
Buna yorum yapmayacağım.
Neye taraf olduğumuz ve neyin karşısında olduğumuz bilinsin yeter…







Yatırımcı çıkmayınca Büyükşehir yapacak

  27 Ekim 2021 Çarşamba, 07:56     Bursa'da yerel gündem son aylarda oldukça hareketlendi. Emek-Şehir hastanesi metro hattından T2'y...