Bursa Büyükşehir Belediyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bursa Büyükşehir Belediyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2017 Perşembe

BURSA YENİ CAZİBE MERKEZLERİ OLUŞTURMALI


Bursa, nisan ayında en çok kentsel dönüşümü konuştu.
 İnşaat Müteahhitleri Sanayici ve İşadamları Derneği (İMSİAD), Bursa Büyükşehir Belediyesi ve BTSO İnşaat Konseyi’nin de desteğiyle düzenlenen ‘Kentsel Dönüşüm Forumu’nda yerel yöneticilerden akademik odalara, sivil toplum örgütleri temsilcilerinden uzmanlara kadar her kesim kendi görüşlerini anlatma fırsatı buldu.
Her fırsatta 21’inci yüzyılın kenti olacağı dile getirilen Bursa’nın nasıl yenileneceği tartışıldı.
Ancak bana göre bir yanı eksik kaldı.
Dönüşüm konuşulurken Bursa’nın nasıl büyümesi gerektiğinin de masaya yatırılması gerekirdi.
Yıldırım’ı Osmangazi’yi hatta 25 yıllık geçmişi olan binaların bulunduğu Nilüfer’in nasıl dönüştürüleceği konuşulurken Bursa’nın önümüzdeki yıllarda nasıl büyüyeceği, buna kimin nasıl öncülük edeceği de anlatılmalıydı.
Ticaret, kar varsa vardır…
Yani kentin geleceğini kar ve rantın eline bırakırsanız ortaya çıkacak hormonlu kent yapısını daha geçmiş yıllardaki acı deneyimlerle yaşamadık mı?
Bugün,  kentin dört bir yanından gelenlerin buluştuğu Acemler ve Mudanya Köprülü kavşağının durumu ortada. Artık belirli saatlerle trafik neredeyse durma noktasına geliyor. Rahat akan bir İstanbul yolu vardı. Maalesef o da T2 sevdasına artık ulaşılamaz hale geldi.
Kent yoğunluğunun başka noktalara taşınması ve yeni cazibe alanları oluşturulması geldi geçti bile. Siz kamu olarak her aklınıza geldiğinde değiştirilmeyecek planlar yaparsanız kentte ona göre yol alır ve herkes ne yapacağını bilir.
Özlüce, Görükle ve son olarak da Yunuseli’ndeki yeni cazibe bölgelerinin kenti etki alanlarını da oluşturması gerekir. Tıpkı İstanbul gibi Kadıköy’de yaşayan bir kişi istisnalar dışında okulundan yaşam alanlarına kadar ihtiyaçlarını kendi bölgesinde karşılar. Yani alışveriş için kalkıp Bakırköy’e gitmez. Ya da Bakırköy ve Sarıyer’deki Kadıköy ve Göztepe’ye uğramaz. Hatta rivayet edilir ki İstanbul’un belirli bölgelerinde yaşayıp da denizi göremeyenler bile bulunur.
Bursa’nın kurtuluşu da insanların her türlü ihtiyacının karşıladığı cazibe bölgelerinde olacaktır. Yoksa koca bir dünyayı iğne deliğinden geçirmek misali tüm kenti belirli noktalarda birleştirmenin anlamı yok.
Bu da kentin 25 veya 50 yıllık planlamasını yapmaktan geçer. Bursa yıllar önce bunun çalışmalarına başladı ancak bir türlü hayata geçirilemedi.
Bursa eski Büyükşehir Belediye Başkanı Erdem Saker  bile hazırlanan Ulaşım Master Planı’nın gereklerinin yerine getirilmesi için uyarılarda bulunuyor. İnsanların toplu ulaşıma özendirilmesinden bisiklet yollarına kadar.
Dr. Brenner Ulaşım Master Planı 2030 yılı hedef alınarak hazırlanmış. Buna göre kent içinde her yıl 33 kilometre bisiklet yolu yapımı hedefleniyor. Toplam bisiklet yolunun da 250 kilometreyi bulması amaçlanan plan maalesef hazırlandığı gibi duruyor.
Mesele planda değil uygulamasında…







MEMLEKET MESELESİ

Yıllar önce Vehbi Koç konunun önemine vurgu yapmak için “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” sözlerini söylemiş ve Koç Grubu da meslek liselerinin yaygınlaştırılması için proje yürütmüştü.
Bugün meslek liselerinin en yaygın olduğu kentlerden biri Bursa. Orta öğrenimde meslek lisesi oranı yüzde 60’lara ulaşmış durumda. Bursa sanayisinin nitelikli eleman konusundaki motor gücü de bu okullar sayesinde gerçekleşiyor.
Birçok kent yöneticisi de bu okullardan mezun. Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe de Tophane Endüstri Meslek Lisesi mezunu. Ardından başarılı bir makine mühendisi olmayı da başarmış. Son 20 yıldaki meslek liselilerin üniversiteye girmelerindeki sıkıntılar da ortan kalkınca cazibesi daha da arttı.
Bursa’nın meslek liselerinin çınarlarından biri olan Demirtaşpaşa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi de bu yıl 70’inci yaşını kutluyor.
Bu yıl geleneksel hale getirdikleri pilav günlerinin de 20’nci yılı  13 Mayıs Cumartesi günü kutlanacak.
Demirtaşpaşa Mezunları Derneği Osman Nuri Atasoy, 1952 yılında mezun olduğu okulda uzun yıllar öğretmenlik yaptıktan sonra emekli olmuş. Şimdi de dernek başkanlığını yürütüyor. Atasoy, kopmadığı okulunun gelişmesi için tüm mezunları ve Bursalıları pilav gününe davet ediyor.








22 Şubat 2017 Çarşamba

KIRSAL KALKINMA, SSCB'DEKİ KOLHOZ MODELİ!



Bursa Büyükşehir Belediyesi 2014 yılında kurduğu Kırsal Kalkınma Daire Başkanlığı ile çok önemli işlere imza atıyor. Başkan Recep Altepe, Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında geçmiş yıllarda olduğu gibi tüm belediye çalışmaları yerine kırsal kalkınma çalışmaları spesifik olarak ele alıp anlattı. 
Neler yok ki, kozadan, süt üretimine hayvancılıktan arıcılığa, sulama tesislerinden köylülere salça makinası dağıtımına hatta İnegöl’de çekirdek kurutmak için asfaltlanan caddelere kadar kırsal kalkınma ve tarımsal üretimin arttırılması için önemli işlere imza atılmış.
2014 yılından beri yapılan toplam yatırım tutarı ise Bursa ölçeğine göre az buz bir rakam değil. Nerdeyse 125 milyon lira.
Başkan anlatırken birden aklıma Sovyetler Birliği dönemindeki ‘Kolhoz’lar geliverdi. O dönemdeki kooperatiflerin Sovyet versiyonu.
Türkiye’de geçmiş yıllarda o kadar kötülendi ki kooperatifçilik, sonunda tarımsal üretimi nerdeyse tüketir hale geldik. Oysa çiftçinin birlik olması, devletin de desteklemesi tarımın olmazsa olmazlarından. Basın toplantısı sonrası Başkan Altepe ile yaptığımız sohbette de gündeme geldi. Başkan da haklı olarak dünyada tarımı desteklemeyen var mı diye soruyla karşılık verdi.
En son Siyez buğdayından yaptığı ekmekle bir kez daha kamuoyunun gündemine gelen ve başarılı çalışmalarıyla Türkiye’ye örnek olan Besaş Genel Müdürü Mustafa Bektaş da konuşmamızı duyunca, ‘Siz asıl hayvancılık projelerimizde kolhozu gereceksiniz” diye espri yaptı.
Başkan Altepe’nin de altını önemli çizdiği gibi bu çalışmalara 10 yıl önce başlansaydı belki bugünlerde başta dağ ilçeleri olmak üzere boş köy kalmaz, kırsal alanlarda yaşayan nüfus yüzde 10’lara düşmezdi.  El değmemiş kirlilikten uzak bu topraklardaki organik ürünler de tıpkı kiraz ve Bursa Siyah inciri gibi dünya piyasalarının hakimi olurdu.
Ancak, hiçbir şey için geç değil.
Başkan Altepe artık yurt dışı seyahatlerinde sabah 05.00’te kalkarak halleri ziyaret ediyor. Fransa ve Almanya gezilerinde de bunları yapmış. Acaba ne gönderebiliriz diye…
Geçen yıl Bursa Büyükşehir Belediyesi Tarım A.Ş. aracılığıyla incir, biber, armut, ayva alımı yaparak fiyatların düşmesini engellemiş, üstelik bunları da direkt ihraç etmişti.
Hikmet Şahin Kent Hali’nin de Tarım A.Ş.’ye aktarılmasıyla zarardan 5 milyon kara geçmiş… Hal demişken Besaş Genel Müdürü Beştaş, halin çatısına güneş enerjisi santrali projesini anlattı. 2 milyon Euro’luk harcamayla yapılacak çatı 2 megavat enerji üretecek. Üstelik proje kooperatiflerle ortaklı gerçekleşecek.
Daha yüzlerce proje var… Ukrayna’dan kaz Güney Amerika’dan büyükbaş hayvan ithalatından tutun da ipekevine kadar.
Umarız tüm bu projeler özellikle kırsal alandaki göçü geri çevirir.





YUNUSELİ TARTIŞMASI

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe ile basın toplantısı sonrası sohbetimizin ana konusunu günlerdir tartışılan Yunuseli Havaalanı oluşturdu. 1 Şubat’ta açılan havaalanı, yapılan şikayetler üzerine Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından ticari uçuşlara kapatıldığı konusunda hem sosyal medyada hem de internet sitelerinde bir haftadan beri haberler dolaşıyor.
İşin aslını en iyi Altepe bilir diye ona sorduk.
Yapılanlar, Altepe’yi sinirlendirmiş sanırım. Direkt ‘hazımsızlık var” cümlesiyle başlıyor yanıtına. Belediyenin bu işi yapmasını havacılık sektöründe söz sahibi olanlar hazmedememiş. Yapılan şikayetler üzerine de ortaya bu durum çıkmış. Başkan Altepe, sorunun çözülmek üzere olduğunu söylüyor. Mevzuatla ilgili ufak tefek eksiklikler giderilmiş. Yazı bugün veya yarın çıkarsa yeniden Yunuseli’nden Haliç’e deniz uçak seferleri devam edecek. Yoksa Yunuseli’nin uçuşlara tamamen kapatılması söz konusu değil.
Başkan Altepe, ayrıca ilk etapta kule ihtiyacı olmamasına rağmen 22 Şubat’ta kule inşaatının başlayacağını da ve10 günde bitireceklerini söylüyor. Altepe,  "Kendi uçaklarımızın güvenliği için zaten itfaiyeyi biz tutuyoruz. Onda sıkıntı yok. Ancak tarifeli seferlerle ilgili evrak sıkıntısı bugün yarın çözülüyor. Şu anda özel uçaklar gidiyor, geliyor. Bugüne kadar Yunuseli Havalimanı’nın kapatılması saçmaydı. Büyük uçaklar başka yerden kalsın. Bize burası da yetmeyecek. Üniversiteyi de açacağız. 3 milyonluk nüfus, 25 sanayi bölgesi olan, turizmi kaplıcası, yayla turizmi olan aktif bir şehir. İşadamı uçakla gelecek inecek. Adam niye İstanbul’dan karayolu ya da deniz yoluyla gelsin. Atlasın uçağına 15 dakikada gelsin, park etsin. Tatilini yapsın, yine aynı rahatlıkla geri dönsün. Bunun önünü açıyoruz" dedi.
Ancak, burada bir konuya dikkat çekmeden geçmek istemiyorum. Bazı işleri aceleye getirmemek lazım. Yunuseli’nde de sanırım aynı acelecilik yaşandı. Çünkü bürokrasi eksik kabul etmiyor. Havacılık konusunda herkesin gözü Bursa’nın üzerinde o yüzden adımları da dikkatli atmak gerekiyor. Siz işi eksiksiz yaparsanız, çekemeyenler veya hazımsızların eline koz vermemiş olursunuz.
20-30 KİŞİLİK UÇAKLAR ALINACAK
Başkan Altepe, Yunuseli ile ilgili çalışmalarının sadece Haliç seferleri ile sınırlı kalmayacağını da söylüyor. Önümüzdeki günlerde yurtdışı terminali de kurulacak. Yani Bursa’dan uçağa binen Amerika’ya veya Avrupa’ya başka işlem yapmadan yoluna devam edecek. Üçüncü havaalanı da Bursa ile bağlantılı çalışacak. Buradan uçakla üçüncü havaalanına giden yolcu dünyanın her yerine uçacak.
Bunun için Büyükşehir Belediyesi 2-3 tane 20-30 yolcu kapasiteli uçak almak için piyasa araştırması yapıyor. Halen 4 tane deniz uçağımız var. Karadan karaya uçaklar ise şehirlerarası dolmuş çalışacak. İstanbul’un yanı sıra Etimesgut’a da uçabilir.



20 Şubat 2017 Pazartesi

JAPON’UN GÖRDÜĞÜ BÜYÜK MARMARA



Çok uzun yıllar geçti üstünden ancak hala unutmadığım Diyarbakır’la ilgili bir anımı anlatarak başlayayım. 
30 yıl önce Anadolu Ajansı Diyarbakır Bürosu’nda görev yaparken Ankara Cumhuriyet Bürosu’ndan başka bir görev için efsane foto muhabiri Rıza Ezer gelmişti. O yıllarda, günümüzün teknolojisi yok, şimdiki gibi çektiğin fotoğraf saniyeler içinde merkezlere ulaştırılamıyor.
Neyse, Rıza Ezer, Diyarbakır’dan ayrıldıktan iki veya üç gün sonra Cumhuriyet Gazetesi’nde altı sütuna yayılan çok güzel bir fotoğraf; Dağkapı semtindeki Nebi Camii’nin önünde ayakkabı boyacıları ve güneşten korunmak için açtıkları kocaman siyah şemsiyeler.
Her gün önünden geçtiğimiz camii önündeki manzarayı fark etmemişiz. Buna kanıksamak mı dersiniz yoksa bakmakla görmek arasındaki fark mı? İkisi de olur….
Hürriyet’in Bursa Ekonomi Zirvesi’nde Fortune Türkiye Yayın Direktörü Cüneyt Toros’un anlattığı anekdot da günümüzde Diyarbakır’da yaşadığımız olayın benzeri.
Malum, Marmara, Türkiye ekonomisinin kalbinin attığı yer. İstanbul’da 3, İzmit körfez geçişinde bir köprü var. Çanakkale Köprüsü’nün de ihalesi yapıldı. Japon bir girişimci bir gün Toros’un yanına elindeki  harita üzerinde köprülerin de bulunduğu krokiyi göstererek sorar; Bu bölge çok önemli gelişmeler gösterecek neler yapılıyor? Eli de Bursa’nın üzerindedir.
Toros, Japon’dan görüşme sonrası krokiyi ister ama alamaz…
Japon’un fark ettiği olay şu aslında şu;  İstanbul-Kocaeli-Bursa ve İzmir dört önemli merkezin göbeğinde Bursa var. İstanbul 16 milyona yaklaşan nüfusuyla artık doyma noktasına geldi. Bursa ise hem sanayi yatırımları hem de köprü ve ulaşım yatırımıyla Dünya metropolüne en yakın kent. Üstelik ihracatta Türkiye ikincisi.  Buradaki girişimciler de büyüyüp gelişmek istiyor.
Peki, burada bize daha doğrusu yöneticilere düşen görev ne?
Böylesine gelişen ve bu büyümesi ile dünyanın gelecekteki gözbebeği olacak Bursa için neler yapılıyor.
Yanıtınızı duyar gibi oluyorum…
TEKNOSAB var ya…
Evet,   TEKNOSAB;  Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın rüya projesi. 25 milyar dolarlık orta ve ileri teknoloji yatırımı; yılda 40 milyar dolarlık ihracat ve 150 bin istihdam öngörülüyor. Tıpkı yıllar önce Türkiye’ye örnek olarak kurulan Bursa OSB gibi ülkenin en büyüklerinden biri olacak.
Söylemek istediğim bu değil, daha önce defalarca yazmıştım, Bursa’da sanayici ve girişimci devletten bir adım değil, 3 adım ilerde gidiyor. Otoyol neredeyse tamamlanmak üzere İstanbul-Bursa arası bitti. İzmir’e kadar olan bölümü ise 2018’de tamamlanacak. Bu yolun getirecekleri ve devletin yapması gerekenlerle ilgili BEBKA bir çalışma yapmıştı.
Bununla ilgili sadece suya tirit kısa bir basın açıklaması yapıldı.
Bu kadar yatırım öngörülürken, bunların dünya pazarlarına aktarılması ile ilgili bir çalışma yok. Nüfus artışı öngörülerine uygun eğitimden sağlığa yatırım yok. Bursa kendi yağıyla kavrulmaya devam etsin. Bursa istemedikten sonra Ankara bürokrasinin hiçbir şey vereceği yok.
O yüzden Bursa ile ilgili gerekiyorsa özel kanun çıkarılarak, önümüzdeki yıllarda yaşanacak üretim ve buna bağlı nüfus artışlarıyla ilgili önlemler alınmalı..
Diğer bir anekdotla yazımı bitireyim.
Bursa Ekonomi Zirvesi sayesinde yıllar önce, hatta tarih de vereyim Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın yaşamını yitirdiği 17 Nisan 1993 günü birlikte Batman’da bulunduğu Hürriyet Yazarı Erdal Sağlam ile yineden görüşme fırsatımız oldu.
O zamanlar İlhan Kesici Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı, yine Güneydoğu için yatırım paketi için görüşmelerde bulunmak üzere gelmişti. Helikopterle Batman’dan Siirt’e geçerken Özal’ın vefat haberini almıştık.
Erdal Sağlam hatırlattı… Ölüm haberi üzerine Kesici, Sağlam’a sormuş, ‘ ne olur?’ diye Sağlam da yanıtını vermiş,  ‘Baba yani Süleyman Demirel koltuğa oturur… ‘
Sağlam’ın öngörüsü tuttu tutmasına da yıllardır Güneydoğu için yatırım ve teşvik paketlerinin mayası bir türlü tutmadı.






16 Şubat 2017 Perşembe

Hürriyet Bursa Ekonomi Zirvesi notları



Bursa Ticaret ve Sanayi Odası dün çok önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Hürriyet’in düzenlediği Ekonomi Zirvesi’nde ele alınan konular,  Başkan İbrahim Burkay’ın göreve geldikten sonra belirlenen “Bursa Büyürse Türkiye Büyür” sloganı ile örtüşüyordu. 
Bursa ekonomisinin mercek altına alındığı toplantı öncesi BTSO Yönetim Kurulu Üyesi İlker Duran’ın Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, zirve sponsorlarından Taş Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Turanlı, Bursa OSB ve Durmazlar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Durmaz ve Hürriyet Ekonomi Müdür Yardımcısı Sadi Özdemir’in yaptığı sohbet aslında Bursa’nın Türkiye ekonomisinin nasıl dinamosu olduğunun göstergesiydi.
Taş Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Turanlı Bursa’nın işsizlik oranının yüzde 7 olduğunu öğrenince şaşırdı.
Başkan Altepe, Bursa’nın aslında nitelikli iş gücüne ihtiyacı olduğunu kentte bulunan 140 bin Suriyeli sayesinde işletmelerin işgücü açığını kapattığını öğrenince şaşkınlığı gizlemeyerek, bunun Türkiye’ye örnek olması gerektiğini söyledi.
Bursa gerçekten bu konuda şanslı şehirlerden biri orta öğretimde meslek okulu oranı yüzde 60’a ulaştı. Ayrıca BTSO ve Büyükşehir Belediyesi mesleki eğitime büyük önem veriyor. Nitelikli eleman konusunda Bursa, diğer kentlere fark atmış durumda. O yüzden de yerli yabancı tüm yatırımcılar nitelikli işgücü için Bursa’yı tercih ediyor.
Zirvedeki panelde de dile getirildi. Sarkozy, Fransa Cumhurbaşkanlığı’nın ilk aylarında Renault Yöneticilerini çağırarak fabrikaların Fransa’da kurulmasını istemiş. Renault yönetimi ise en kaliteli otomobillerin Bursa fabrikasında üretildiğini belirterek buna karşı çıkmış. Altepe konuyu bir adım daha ileri götürerek, dünyada otomobil alacakların Türkiye fabrikalarında üretilenleri tercih etmeye başladığını anlattı.
Bursa, bu dinamiği ve kaliteyi otomobil endüstrisi sayesinde yakaladı. Bugün kalite denince akla Bursa geliyorsa bunda otomotivin payı büyük. Fas’a otomotiv fabrikası kuran yedek parçasını İspanya’dan almak zorunda kalıyor. Oysa Bursa’daki yan sanayi sadece Türkiye’deki fabrikalara değil dünya markalarına satış yapıyor.
Hüseyin Durmaz, Bursa’daki otomotiv sektörünü bir level atlatarak, vagon ve tramvay üretimine geçmiş ilk yerli firma olmanın gururu ile anlatıyor. Davutkadı’nın Dutluk Sokağanda doğan ve Bulgar zulmünden kaçan bir göçmen çocuğuyum. Babam Emirsultan’da yatıyor. Ben de onun yanına gömülmeyi vasiyet ettim. Dünyadan beklentim yok. Tek istediğim Bursa ve Türkiye’nin kalkınmasına katkı vermek.
Durmaz’ın verdiği katkı az buz değil. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin yurt dışında 900 milyon liralık vagon ihalesini 460 milyon liraya indirerek katkı sağlamış bile.
Şimdi Samsun’dan Afyon’a Antalya’ya kadar hafif raylı sistem vagonları satıyor veya satacak.
Durmaz, Başkan Altepe’ye müjde de veriyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na atanan Vali Yardımcısı ile görüşmüş. Başkan, Samsun’dan bildiği Durmazlar’ı Diyarbakır için göreve çağırmış. İlk etapta 30 vagon isteniyor. Diyarbakır da yıllar sonra raylı sisteme kavuşacak. Üstelik kaynak da yurt dışından sağlanacak. Tıpkı Antalya’nın İslam Kalkınma Bankası’ndan bulduğu gibi… Henüz sonuç yok ama yerli firma olarak çağrılıp görüşülmesi bile önemli.
Durmaz, toplantıya inmek için hazırlananlara son cümlesini söyleyerek, ayağa kalkıyor.  Recep Altepe gibi başkanların sayısı artarsa işte o zaman dünyaya satacak markalarımız olur.
Neden Türkiye’nin kaynağı Çinlilere gitsin. Avrupa’da metro hatları eskidi. Milano’nun metro yenilemesini alsak, bitirmeye bizim ömrümüz yetmez….
Aslında anlatacak çok şey var…. 25 milyar yatırımla gerçekleşecek TEKSOSAB’ın  150 bin kişiye istihdam sağlayıp, 40 milyar dolarlık öngörüsünden, uçak fabrikasına Endüstri 4.0’dan Büyük Marmara projesine kadar…
Bursa özel sektörü küçük desteklerle böylesine büyürken, tıpkı Altepe gibi bakanlar da sanayicinin önünü açsa kim bilir ne Durmazlar çıkar…

BURSA BÜYÜRSE TÜRKİYE BÜYÜR
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası dün çok önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Hürriyet’in düzenlediği Ekonomi Zirvesi’nde ele alınan konular,  Başkan İbrahim Burkay’ın göreve geldikten sonra belirlenen “Bursa Büyürse Türkiye Büyür” sloganı ile örtüşüyordu.
Bursa ekonomisinin mercek altına alındığı toplantı öncesi BTSO Yönetim Kurulu Üyesi İlker Duran’ın Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, zirve sponsorlarından Taş Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Turanlı, Bursa OSB ve Durmazlar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Durmaz ve Hürriyet Ekonomi Müdür Yardımcısı Sadi Özdemir’in yaptığı sohbet aslında Bursa’nın Türkiye ekonomisinin nasıl dinamosu olduğunun göstergesiydi.
Taş Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Turanlı Bursa’nın işsizlik oranının yüzde 7 olduğunu öğrenince şaşırdı.
Başkan Altepe, Bursa’nın aslında nitelikli iş gücüne ihtiyacı olduğunu kentte bulunan 140 bin Suriyeli sayesinde işletmelerin işgücü açığını kapattığını öğrenince şaşkınlığı gizlemeyerek, bunun Türkiye’ye örnek olması gerektiğini söyledi.
Bursa gerçekten bu konuda şanslı şehirlerden biri orta öğretimde meslek okulu oranı yüzde 60’a ulaştı. Ayrıca BTSO ve Büyükşehir Belediyesi mesleki eğitime büyük önem veriyor. Nitelikli eleman konusunda Bursa, diğer kentlere fark atmış durumda. O yüzden de yerli yabancı tüm yatırımcılar nitelikli işgücü için Bursa’yı tercih ediyor.
Zirvedeki panelde de dile getirildi. Sarkozy, Fransa Cumhurbaşkanlığı’nın ilk aylarında Renault Yöneticilerini çağırarak fabrikaların Fransa’da kurulmasını istemiş. Renault yönetimi ise en kaliteli otomobillerin Bursa fabrikasında üretildiğini belirterek buna karşı çıkmış. Altepe konuyu bir adım daha ileri götürerek, dünyada otomobil alacakların Türkiye fabrikalarında üretilenleri tercih etmeye başladığını anlattı.
Bursa, bu dinamiği ve kaliteyi otomobil endüstrisi sayesinde yakaladı. Bugün kalite denince akla Bursa geliyorsa bunda otomotivin payı büyük. Fas’a otomotiv fabrikası kuran yedek parçasını İspanya’dan almak zorunda kalıyor. Oysa Bursa’daki yan sanayi sadece Türkiye’deki fabrikalara değil dünya markalarına satış yapıyor.
Hüseyin Durmaz, Bursa’daki otomotiv sektörünü bir level atlatarak, vagon ve tramvay üretimine geçmiş ilk yerli firma olmanın gururu ile anlatıyor. Davutkadı’nın Dutluk Sokağanda doğan ve Bulgar zulmünden kaçan bir göçmen çocuğuyum. Babam Emirsultan’da yatıyor. Ben de onun yanına gömülmeyi vasiyet ettim. Dünyadan beklentim yok. Tek istediğim Bursa ve Türkiye’nin kalkınmasına katkı vermek.
Durmaz’ın verdiği katkı az buz değil. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin yurt dışında 900 milyon liralık vagon ihalesini 460 milyon liraya indirerek katkı sağlamış bile.
Şimdi Samsun’dan Afyon’a Antalya’ya kadar hafif raylı sistem vagonları satıyor veya satacak.
Durmaz, Başkan Altepe’ye müjde de veriyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na atanan Vali Yardımcısı ile görüşmüş. Başkan, Samsun’dan bildiği Durmazlar’ı Diyarbakır için göreve çağırmış. İlk etapta 30 vagon isteniyor. Diyarbakır da yıllar sonra raylı sisteme kavuşacak. Üstelik kaynak da yurt dışından sağlanacak. Tıpkı Antalya’nın İslam Kalkınma Bankası’ndan bulduğu gibi… Henüz sonuç yok ama yerli firma olarak çağrılıp görüşülmesi bile önemli.
Durmaz, toplantıya inmek için hazırlananlara son cümlesini söyleyerek, ayağa kalkıyor.  Recep Altepe gibi başkanların sayısı artarsa işte o zaman dünyaya satacak markalarımız olur.
Neden Türkiye’nin kaynağı Çinlilere gitsin. Avrupa’da metro hatları eskidi. Milano’nun metro yenilemesini alsak, bitirmeye bizim ömrümüz yetmez….
Aslında anlatacak çok şey var…. 25 milyar yatırımla gerçekleşecek TEKSOSAB’ın  150 bin kişiye istihdam sağlayıp, 40 milyar dolarlık öngörüsünden, uçak fabrikasına Endüstri 4.0’dan Büyük Marmara projesine kadar…
Bursa özel sektörü küçük desteklerle böylesine büyürken, tıpkı Altepe gibi bakanlar da sanayicinin önünü açsa kim bilir ne Durmazlar çıkar…






30 Ekim 2016 Pazar

BURSA’DA SU ALARMI



“Velhasıl Bursa sudan ibarettir” sözünün nereden geldiğini biliyorsunuz?
Önce onunda başlayalım.
Bursa’ya 1640 yılında gelen Evliya Çelebi, ünlü seyahatnamesinde çeşmelerini anlatır:
”Gerçi bu kentin çeşmeye ihtiyacı yoktur ama gelip geçenler için hayır sahipleri 2 bin 065 çeşme yaptırmıştır. Her biri âb-ı hayat gibidir. Sürgündeki Şeyhülislam Aziz Efendi 200 adet çeşme yaptırarak her birinin üzerine ‘sahibü´l-hayrat fakir Aziz’ diye yazdırmış ve fatiha rica etmiştir. Bursa’nın selsebile ihtiyacı yoktur ama büyüklüğünün eseri olarak eski sultanlar, ayan ve ileri gelenleri selsebil yapıp temmuz ayında tüm susayanlara Uludağ´ın billur gibi, buz gibi âb-ı hayatını dağıtırlar. Su ve havasının güzelliğinden Bursalıların yüzü kırmızıdır. Velhasıl Bursa sudan ibarettir… ”
Aradan geçen 376 yıl ve son 40 yıldır çarpık kentleşme ve sanayileşme maalesef Bursa’yı beton yığınına dönüştürürken, suyunu da bitirdi.
“Bu sonuca nereden varıyorsun” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Çevrenize şöyle bir bakmanız yeterli ama biz yine bakanlık araştırması, devletin resmi istatistikleri ve uzman görüşüyle yanıt vereyim.
Uludağ Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kayıhan Pala, Bursa için bir şans. Yaptığı araştırmalar ve değerlendirmeler çok önemli.
Bursa Tabip Odası’nın dergisinin son sayısında  “Bursa’da su ve gıda ile bulaşan hastalıklar neden artıyor?” başlıklı yazısında yukarıda anlattığım bilimsel veriler ışığında yaşanan tehlikeye dikkat çekiyor.
İŞTE SU SU KİRLİLİĞİNİN NEDENLERİ
Önce bakanlığın raporuyla başlayalım.
T.C. Cevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2014 yılı için hazırlanan “Bursa İli İl Cevre Durum Raporu”nda Bursa’nın Çevre açısından birinci öncelikli alanı “Su kirliliği” olarak tanımlanıyor.
Nedenleri 7 madde olarak sıralanmış…
En önemlilerini yazalım;
Belediyelerin hizmet ettikleri alan içerisinde iki neden var. Biri kanalizasyon sistemlerinin olmaması, yetersiz olması veya atıksu arıtma tesisiyle sonlanmaması, İkincisi atıksu arıtma tesisinin olmaması veya kapasitelerinin yetersizliği
Devam edelim….
- Zeytin karasuyu ve sut işleme tesislerinin, atıksu bertaraf sorunu,
- Havza yönetimi çalışmalarının sonuçlandırılarak, uygulamaya geçilmemesi,
-Proseslerinde fazla miktarda su kullanan işletmelerin (tekstil, deri, kağıt vs.) sayılarının giderek artması,
-Tekstil atıksularının arıtılmasında ileri teknolojilerin kullanılmaması (renk, iletkenlik, tuzluluk vb. sorunları),
- Geleneksel tarım uygulamalarından kaynaklanan, bilinçsiz kimyasal gübre ve zirai ilaç kullanımının yaygın olması
sonucu meydana gelen çevresel (Su ve Toprak) kirlilikler,
-Mevcut duzensiz depolama alanlarından kaynaklanan çöp sızıntı sularının alıcı ortamlara ulaşması.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na göre yukarıda anlatılan Çevre sorunlarından dolayı akarsularımızın, denizlerimizin ve göllerimizin
kirlilik derecesi artmakla birlikte, bu ortamlarda yaşayan canlılar da olumsuz etkilenmektedir. Ayrıca aynı Raporda bahse konu kirliliklerin içme suyu kaynaklarına kadar ulaşarak hem içme suyu kalitesini etkiledikleri, hem de içme suyu kaynaklarımızın miktarlarının azalmasına sebep oldukları da vurgulanıyor.



BURSA SU FAKİRİ
Prof. Dr. Pala’nın yazısında bir gerçek daha ortaya çıkıyor.  Türkiye’nin herhangi bir yerinde kime sorsanız Bursa su zengini olarak bilinir. Oysa gerçek bundan farklı. 
Bursa, kentte yaşayanlara verilen su miktarı açısından ne yazık ki su yoksulu.
Bu da devletin resmi verilerinde yer alıyor.  Türkiye İstatistik Kurumu
Verilerine göre, belediyelerde kişi başına çekilen günlük su miktarı Bursa’da 143 litre.  Bu değer ile Bursa 216 litre olan Türkiye ortalama değerinin çok altında ve en az su sağlayan Şırnak’tan sonra ne yazık ki Türkiye’nin ikinci en az su sağlayan belediyesi konumunda.
Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi (BUSKİ) tarafından yayınlanan 2014 yılı verileri ilçelerde yaşayan kişi sayısına göre günde tüketilen su miktarı açısından incelendiğinde, beş ilce dışındaki tüm ilçelerde kişi başına su tüketiminin günde 100 litrenin altında olduğu, en yüksek tüketimin günde 146 litre ile Nilüfer’de, en düşük tüketimin ise günde 28 litre
ile Büyükorhan’da olduğu anlaşılıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSO) kentlerde yaşayan kişilerin su gereksinimini günde 200 litre olarak belirlemiş.  Buna göre,  Bursa’nın ilçelerinde BUSKİ tarafından sağlanan su,  DSO standartlarının çok gerisinde.
SUYUN YÜZDE 82’Sİ ARITMA TESİSİNDEN GEÇİYOR
 
BUSKİ tarafından şehre verilen suyun yüzde 82’si arıtma tesislerinden verilirken, geriye kalanı pınar kaynakları ve kuyulardan sağlanıyor.  Prof. Dr. Pala’ya göre,  arıtma tesislerinden verilen suyun tesisten çıktıktan sonra temiz olduğu varsayılsa bile; Bursa’da yaşayanların temiz suya erişim acısından iki onemli sorunu bulunmaktadır. Bunlardan birincisi suyun arıtma tesislerinden çıktıktan sonra son kullanıcıya kadar kat ettiği yolda kirlenmeden yoluna devam edebilmesi, ikincisi ise arıtma tesisi dışındaki kaynaklardan verilen suyun temiz olduğunun güvence altına alınabilmesidir. Her iki sorunun da çözümü, etkin bir kamusal izleme ve değerlendirme sisteminin varlığına bağlıdır. Bu konuda Bursa’da yaşayanları tatmin eden, bağımsız bir izleme/değerlendirme sisteminin varlığından söz etmek zor.
Su kirliliği olunca doğal olarak bunun doğuracağı sonuçlar da olacaktır. Prof. Dr. Pala yazısında kirlilik unsurlarını bilimsel verilerle anlatıyor.  Bu bölümü biraz tıbbı ve teknik terimler olduğu için yazıya aktarmıyorum. Merak edenler yazının orijinalinden ulaşabilirler.

BAĞIRSAK ENFEKSİYONLARINDAKİ ÜRKÜTEN ARTIŞ
Bence en önemli bölüm… Bursa’daki bağırsak enfeksiyonu rakamlarındaki ürküten artış.
Bursa'da,  2010’da 123 bin 217 olan toplam akut barsak enfeksiyonu olgu sayısı 2015’te yüzde134,7 artışla 289 bin 140’a yükselmiş. Prof. Dr. Pala’nın Sağlık Bakanlığı verilerinden elde ettiği bu sonuçların nedenlerinin araştırılmasını istiyor.
Prof. Dr. Pala, halk sağlığını yakından ilgilendiren su ve gıda ile bulaşan hastalıklar konusunda alınması gereken önlemler ve çözüm önerilerini de sıralıyor.
Birincisi Sağlık Müdürlüğü’nün bu konudaki raporları ve alınan önlemlerin açıklanması gerekiyor.  
Prof. Dr. Pala, akut barsak enfeksiyonlarına yol açan iki temel etkeninin su kirliliği ve güvensiz gıda tüketimi olduğunun altını bir kez daha çizerek, Bursa’da su kirliliği ve gıda güvenliği ile ilgili mevcut durum ayrıntılı analiz edilmeli ve analiz raporları kamuoyuna açıklanmasını istiyor.
ÖNLEMLER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Tabi devamı da var.  Büyükşehir Belediyesi’nden Bursa’yı su yoksulu olmaktan kurtaracak herhangi bir planı olup olmadığını da kamuoyuna açıklanmasını isteyen Prof. Dr. Pala, ilceler arasındaki su tüketim farklılıklarının giderilmesi, günde kişi başına 200 litre su tüketilmesine olanak sağlayacak bir düzenlemeye gidilmesini de öneriyor.
 Bu yapılırken de sağlıklı suya erişimin önündeki ücret coğrafi uzaklık, altyapı yatırım eksikliklerinin de kaldırılması gerekiyor.
Prof. Dr. Pala’ya göre, Bursa’nın neresinde yaşarsa yaşasın, her yurttaşın, evine gelen suyun temiz olup olmadığı konusunda bilgi sahibi
olması hakkı, Bu amaçla yurttaşlara ücretsiz su analizi yapılabilmesine donuk bir çalışmanın ilgili kurumlar tarafından yürütülmesini de öneriyor.
Bu grup hastalıkların ölümlere yol açıp açmadığının da belli olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Pala, bu konuda sağlık bakanlığının açıklama yapmasını istiyor.
Prof. Dr. Pala yazısını “Sağlıklı yaşamanın en temel insan hakkı olması nedeniyle; insanların hastalanmasına yol açan su ve gıda kirliliğinin önlenmesi yaşamsal bir zorunluluktur. Başta Sağlık Bakanlığı ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı olmak üzere ilgili kamu kurumlarını bu konuda caba göstermeye çağırıyoruz” sözleriyle tamamlıyor.
İşte bilimsel rakamlar ve görüş. Aslında fazla söze gerek bırakmayacak kadar açık ve net.
Bursa su zengini değil, fakiri ve üstelik sularımız da kirli. Bakalım ne zaman önlem alınacak.



26 Ekim 2016 Çarşamba

AL GÖZÜM SEYREYLE 200 YIL ÖNCEKİ BURSA’YI



Seyreyle diye yazıyorum ama izlemeniz için Bursa’dan 330 kilometre yol kat ederek İzmir’e gitmeniz gerekiyor.
Arkas Sanat Merkezi geçtiğimiz hafta batılı gezginlerin güzergahlarına adanmış sergisinde ikinci perdeyi İzmir’de açtı.
Batılı gezginlerin İzmir’den başlayarak Anadolu’ya yaptıkları seyahatlerin büyük bir bölümü, ilk kez sergilenen bu etkinlikle gün ışığına çıkıyor.
Yaklaşık 300 eserin yer aldığı sergide Arkas Koleksiyonu’ndan 32 yağlı boya eserin yanı sırası Le Balanc Belediye Kütüphanesi, Lyon Belediye Kütüphanesi, Fransa Milli Kütüphanesi  ve Oray Müzesi, Bordeaux Güzel Sanatlar Müzesi, Tours Müzesi ve en önemlisi Louvre Müzesi koleksiyonlarından parçalar teşhir ediliyor. Sergi 18 Aralık’a kadar açık kalacak.
Serginin önemi ise bugün tarihin acımasız felaketlerine ve betonlaşmaya kurban gitmiş birçok eserin 200 yıl önceki hallerini gözler önüne sermesi.
Bursa Büyükşehir Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Saffet Yılmaz, büyük bir özenle izleyip araştırdığı sergideki gravürleri ve öyküsünü “Bursa’da Zaman’ dergisinde kaleme aldı.
Batılı gezginlerin Anadolu macerası 1800’lü yıllarda başlıyor. Tabii Fransız hükümetinin desteğiyle.
O yıllarda Helen Krallıkları, Roma ve Bizans imparatorluklarının ve Osmanlı’nın yaşadığı bu topraklar batıda büyük merak uyandırıyordu.
Gelen gezginler de öyle sıradan insanlar değil her biri bilim adamı düzeyinde eğitimli arkeolog,, sosyolog, ressam, tarihçi. Gezi İzmir’den başlayıp, Truva, Bursa, İstanbul, Ankara, Karadeniz’e kadar devam ediyor.
Başta antik kentler olmak üzere Küçük Asya’nın her yanı araştırılıyor, kazılıyor, resimleniyor, toplumsal yapısına ilişkin notlarla bir Anadolu portresi oluşturularak Batı’ya sunuluyor.
Sergideki en çarpıcı gravürler, günümüzde restore edilen İznik’teki Lefke, Göl ve İstanbul kapıları ile Bursa’daki saltanat kapı. Beni çok etkileyen ise Louis- François Cassas’ın 1786’da Bursa’ya gelişinde çizdiği gravür. Çünkü bu gravürde bugün yerinde yeller esen Saint Jean Prodrome’ye ithaf edilmiş Bizans kilisesi.
Mihrabı kubbeleri ve muhteşem görünümüyle bu eserin öyküsü de ilginç. 1326 yılında Bursa’yı Osmanlı’nın başkenti yapmak üzere fetheden Sultan Orhan Kiliseyi camiye dönüştürür. Söylencelere göre, kentin kuşatması sırasında oğlunun yanında bulunan İmparatorluk kurucusu Osman Gazi, gümüş renkli kubbeyi göstererek, oraya gömülmek istediğini söyler. Ancak, Osman Gazi Bursa’nın fethini göremez. Kente alan Orhan Gazi ise babasının vasiyeti üzerine camiye dönüştürdüğü kilisede babasını toprağa verir. Ardından kendisi de oğlu Sultan Murat tarafından aynı yere defnedilir. Ancak, 1855 yılındaki büyük depremde yerle bir olan bu eserin yerine şimdiki iki ayrı türbe yeniden inşa edilir. Bu anıt mezarın orijinal görünümü 1786 yılında Cassas’ın bu eseriyle günümüze taşınır.
Günümüzde bu açıdan baktığınızda bu görkemli yapıyı artık göremezsiniz.
Peki, hiç olmazsa bu eserlerin orijinallerini görmek için illa İzmir’e mi gitmemiz gerekiyor.
Saffet Yılmaz, serginin bir benzerini Bursa’da açmak için girişimde bulunmuş ama gelen yanıt yüksek güvenlik önlemi gerektiren bu tür etkinlik için olumlu yanıt alamamış.
Girişimleri devam ediyor.
Sergideki eserin sadece bir örneğini sizlere anlattım. Gravür ve bugün çekilmiş fotoğraflarını da yazının yer aldığı bölümde görebileceksiniz.

Daha nice eserde Bursa’nın 200 yıl önceki doyumsuz güzelliği yer alıyor.
Nasıl da bitip tüketip beton yığınına dönüştürmüşüz Bursa’yı. Maalesef hala aynı çabayı sürdürme gayreti içindeyiz.
Son yıllarda ayağa kaldırılan Muradiye Külliyesi de olmazsa. Osmanlı’nın en güzel kentine gelen insanlar maalesef beton yığınından başka bir şey görmeyecek.
Bursa’yı yönetenlerin ve özellikle yerel yöneticilerin bu sergiyi mutlaka izleyip dersler çıkarmaları gerektiğine inanıyorum.
Çünkü artık, önlem alma zamanı geçti ama zararın neresinden dönülse kardır.















15 Ekim 2016 Cumartesi

KOKUYA 2 YIL DAHA DEVAM



Bursa’nın son yıllardaki en büyük sorularından biri, hangi mevsim olursa olsun kötü kokması. Eskiden bahar aylarında yağmurlarla birlikte azalan koku artık dört mevsim varlığını sürdürüyor.
Geçen hafta, Hürriyet Bursa’daki  “Başka Bursa yok ama maalesef kokuyor” başlıklı yazımda, Kimya Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Ali Uluşahin, Çevre Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Efsun Dindar ve UÜ Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kayıhan Pala’nın görüşleriyle hem çevre kirliliği ve kokunun kaynaklarını ele almıştım.
Hürriyet Bursa Muhabiri Serhat Tezcan da, iş çevrelerinin soruna bakışını ve çözüm önerilerini ele alan haberle konunun gündemde kalmasını sağlamıştı.
Tüm gelişmeler yaşanırken, çevre sorunlarına duyarlı bir arkadaşımdan gelen elektronik posta ve ekindeki belgeye beni oldukça şaşırttı.
“Kokunun bitmesini daha çok beklersiniz” notuyla gönderilen belge aslında Bursa Valiliği İl Mahalle Çevre Kurulu’nun 18 Ağustos’taki toplantısının tutanağıydı.
Bu toplantıda Bursa için çok önemli bir karar alınmıştı.  İstenseniz alınan kararı aynen aktardıktan sonra gelişmeler hakkında bilgi vermeye devam edeyim. Toplantısının ikinci maddesindeki karar aynen şöyle:
“Tekstil sektöründe faaliyet gösteren ve özellikle polyester kumaş(ya da polyester içerikli diğer kumaş türlerini) kullanarak ön fikse ve/veya fikse yapan Ram makinalarından kaynaklı koku emisyonlarının engellenmesi için bu makinalara ait bacalara elektrostatik ve/veya benzeri koku gideci, alıcı bir filtre sistemi kurulması için bu işletmelere 01.01.2018 tarihine kadar süre verilmesine”


Biraz teknik bir anlatım olduğu ve süre konusuna takılınca konunun uzmanı ve hem de akademisyen olan Çevre Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Dr. Efsun Dindar’a bir kez daha başvurma ihtiyacı duydum.
Onun da bu karardan haberi yoktu…
Hemen araştırdı.
Dindar’ın araştırmasına göre, Bursa ile sınırlı bir karar. Aslında koku ile ilgili yönetmelik 2013’ten beri yürürlükte ve bu yönetmelik hükümlerine göre koku emisyonu oluşturan tesislere yönelik önleme ve azaltmayı öngörüyor.
Dindar’ın verdiği bilgiye göre, karar uyarınca bu firmalara 2018 yılına kadar gerekli sistemleri sağlamaları konusunda süre tanınıyor. Ancak zaten yasal mevzuat gereği bu yönetmelik uyarınca şu anda da bu firmalar koku emisyonu azaltmakla yükümlü. 3 yıldır yürürlükte olan bu yönetmeliğin uygulanmasında bu kadar gecikilmesi oldukça üzücü.. Bu durum yönetmeliğin uygulanmasında ve denetlenmesinde sıkıntılar olduğunu, tesis sahiplerinin bu konuya ilişkin önlem almada gereken hassasiyeti göstermediği, ihtiyaç duyulan yatırımları yapmayarak Bursa halkına çile çektirdiği gözler önüne seriyor.
Dündar, bize bilgi vermekle de kalmıyor. Çevre Mühendisleri Odası olarak Bilgi Edinme Yasası’na göre, Çevre ve Şehirlik Müdürlüğü’ne de yazı ile soru gönderiyor. Sadece kararı değil, yapılan denetimleri ve uygulanan cezalar hakkında da bilgi istiyor.
Müdürlüğün vereceği yanıtları merakla bekliyoruz. 
Unutmadan, Bursa’da bu tür bacaya sahip 82 tekstil işletmesi bulunuyor ve hala filtreleri yok.
BÜYÜKŞEHİRDEN ÖNEMLİ GİRİŞİM


 
Kokuyla ilgili araştırmayı sürdürürken dün sabah Bursa Büyükşehir Belediyesi’nden önemli bir açıklama geldi.
Bursa’daki koku kaynaklarının tespiti ve koku problemlerinin çözülmesi amacıyla Büyükşehir Belediyesi ve Uludağ Üniversitesi arasında protokol yapılmıştı.
Açıklamaya göre, Bursa Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Daire Başkanlığında yapılan toplantıya istinaden özellikle şikayet noktaları ve koku kaynakları göz önünde bulundurularak nokta ve ölçülecek parametreler belirlendi.
Balat, Geçit, Özlüce gibi koku şikayetlerinin yoğun olduğu problemli olan 38 noktadaki ölçümlerin yapılması için TÜBİTAK’la işbirliği yapıldı. TÜBİTAK uzmanları tarafından sorunlu görülen tüm noktalardaki ölçümler tamamlandı. Analiz çalışmaları sürerken, analizlerin sonuçlarına göre koku önleme çalışmalarına start verilecek.
Biraz geç kalmış bir çalışma ama yapılması, bu konuda duyarsız kalmaktan daha önemli.

Önümüzdeki günlerde konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz.

21 Ekim 2014 Salı

BURSA GÜNEŞ EVİ NEREYE TAKILDI



Bursa’dan bir grup gazeteci ile birlikte 2008 yılında Diyarbakır’a yaptığımız gezi sırasında, kentin tarihi dokusu kadar Sümer Parkı’nda kurulan Güneş Evi ilgimizi çekmişti.
Dubleks bina tüm enerji ihtiyacını kendisi karşılıyordu. Aydınlatmasından beyaz eşyaların elektrik ihtiyacına aklınıza gelebilecek tüm enerji ihtiyacı güneş panelleriyle elde edilirken, soğutma, binanın hemen yanı başındaki toprak altından gelen hava sirkülasyonu ile sağlanıyordu. Sera ve sebze kurutma üniteleri de çabasıydı.
İlgiyle binayı gezerken mimarının Bursalı olduğunu öğrenince hayretlerimiz bir kat daha artmıştı.
Dünyanın sayılı enerji mimarlarından biri olan Çelik Erengezgin 33 yıldır Bursa’nın Ürünlü Köyü’nde yaşıyordu.  
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olan ve 272 makalesi 300’ü aşkın mesleki dergi ve gazetede yayınlanan Erengezgin,  “Enerji, Ekoloji ve Ahşap” ana başlıkları altında 120’si ülkemiz Üniversitelerinde gerçekleşen 367 sempozyum, ders ve konferansta vermiş,
Hazırladığı 88 enerji mimarlığı projesi bir dünya rekoru. Projelerinden 18’incisi olan ve  2008’de açılan “Diyarbakır Güneş Evi” projesi ile “Eurosolar 2008” Mimarlık Ödülüne ve AB tarafından Türkiye’deki en iyi çevre ödülüne layık görülmüş.
Tüm enerjisini kendisi üreten ve hiçbir atık vermeyen Diyarbakır Güneş Evi’nde 6 yıl içinde 40 bin öğrenciye eğitim verilmesi ile “Eurosolar” ödülünü de layık görülmüş,
Ürünlü’de ekolojik bir hayat süren Erengezgin, üç çocuklu bir aile için planlanmış ve mevcut yapıyı bozmadan 114 metrekareye büyütülme şansı olan, 77 metrekare  toplam alana sahip bir Modül Güneş Evini, 55 firmanın ortak yapımı olarak Bursa’da hayata geçirmiş.
İçeriği ile bir; “farkındalık projesi” olan çalışma için bu güne kadar 500’ü aşkın ailede “ben de böyle yaşamak istiyorum ” talebi yaratmış.
Böylesine bir değeri Bursa’da barındıran Bursa’da maalesef bir güneş evi yok. Zaten Erengezgin’in sitemi de buradan kaynaklanıyor.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, 2011 yılında kendisinden Güneş Evi projesi istemiş. O da Bursa’ya bir eser kazandırmak için hemen kolları sıvayarak tüm teknik detayları ve şartnameyi hazırlayıp göndermiş.
Ancak 3 yıldır ses seda yok.
Erengezin’e göre, iki kez Avrupa’dan ödül aldığı bu proje, Bursa’nın yeri ve yöresel önemi gözönüne alındığında, aynı süre içindi bir milyon öğrenciye ulaşılabilir.  Yani güneş evi, Bursa’nın gururu olmaya da aday.
Bursa’nın lafta değil, gerçek bir Avrupa şehri olmasına giden, somut bir örnek ve gerçek bir bilimsel kapı olacak Güneş Evi projesinin hala neyi beklediğini Erengezgin de bilmiyor.
Yeni stadyum projesiyle birleştiğinde Başkan Altepe’nin verdiği bilgiye göre bir milyon metrekarelik yeşil alan ortaya çıkacak Hüdavendigar Parkı için yapılması planlanan Güneş Evi Projesi, nereye takıldı?
Bilen varsa lütfen söylesin. 



4 Eylül 2014 Perşembe

UCUZ BALIK HAYALİ


Tropikal özellikler sergilemeye başlayan Marmara Denizi’ndeki iklim değişiklikleri balıkçılığı da vuracak gibi görünüyor.
Yaz mevsimini aniden kararan gökyüzüyle birlikte çıkan hortumlar, denizle karanın aynı seviyelere gelmesi, birden bire bardaktan değil, adeta kovadan boşalırcasına yağan yağmur, ceviz büyüklüğünde doluyla geçirdik.
Çıkan fırtınalar, eskiden sonbaharda ve kış aylarındaki gibi deniz ulaşımını etkilemeye başladı. Poyraz bir başka esiyor, lodos bir başka.
Av sezonu açılmasına rağmen balıkçılar da “Vira bismillah”ı bile fırtına yüzünden ertelemek zorunda kaldı.
Av sezonunu büyük umutlarla bekleyen ve yaz aylarında gördükleri ilk emarelere göre değerlendirme yapan balıkçılara göre bu sezonun bereketli geçmesi bekleniyordu. Ancak denize açılınca umutlar kırılır gibi oldu.
Güney Marmara’daki ilk balık haberi de her zaman olduğu gibi Bandırma’dan geldi. Fırtınanın etkisini biraz kaybetmesinden yararlanan balıkçıların ağlarına önce sardalya ardından hamsi takıldı. Bol değildi ama yine de fiyatların düşmesini sağladı.
Bölgenin en büyük toptan balık satışının yapıldığı Bursa Balık Hali’nde geçen hafta kasası 100 lira olan hamsi, 40-50 liraya, sardalya ise 25 liraya düştü. Her kasada 10-12 kilogram balık olduğuna göre hesap yaparsak soframıza gelecek balığın hiç de ucuz olmayacağını görürüz.
Balıkçılara göre, bu mevsim Marmara’da hamsi ve sardalya avlanması gerekiyor. Palamut ve lüferin daha sonraki aylarda Karadeniz’den yağlanarak gelmesi işlerine daha çok yarayacak. Küçük palamut ve çinekopun hem balıkçıya hem tüketiciye faydası olmaz.
Bir de deniz suyu sıcaklıklarının hala yüksek olmasının da etkisi var.
Asıl sorun ise kaçak avlanma ve deniz kirliliği. Sanayi tesisleri ve şehirlerden Marmara’ya zehir akmaya devam ediyor.
Denetimsizlik yüzünden Marmara kirlenirken, balık türleri birer birer yok oluyor. Gemlik kıyılarındaki sanayi tesislerinin durumu da ortada geçen yıl bir liman işletmesindeki kazanın nasıl sonuçlar doğurduğunu unutmadık.
Denizin sintine atıklarından temizlenmesi haftalarca sürdü.
Hem iklim hem de çevre kirliliğinin etkilediği balıkçıların bu sezonu nasıl geçireceği konusunda bir fikir oluşturuyor ancak yine de umutları yitirmemek gerekir.
Bir zamanlar kılıç balığının dahi avlandığı Marmara’nın eski günlerine dönmesi belki bir hayal ama hiç olmazsa bereketli sonbahar yağmurları belki bu sezonu kurtarabilir. 
ULUDAĞ BAĞLANTI YOLU

Aslında yol açıldığında hepimiz umutlanmıştık. Özellikle günübirlikçilerin hafta sonu akınlarında yaşanan trafik belki bir nebze azalır diye ama hiç de öyle olmadı. Üzücü haberler peşpeşe geldi. Uludağ bağlantı yolu, artık “Ölüm yolu” diye anılmaya başlandı.
Biz kazaları tartışırken, İnşaat Mühendisleri Odası eski Başkanı Necati Şahin’den yolla ilgili ilk uyarı geldi. Şahin’e göre, güzergah yanlış, yapımında da mühendislik hataları vardı.
Bursa Valisi Münir Karaloğlu, uyarılara kulak tıkamayarak, kent için önemli bir karara daha imza attı.Hemen komisyon oluşturarak inceleme başlattı. Bu aslında alışılmış bir durum değil, genelde idarecilerin refleksleri daha yavaş olur. Açıkçası işleri hep ağırdan alırlar.
CHP Milletvekili Sena Kaleli’nin soru önergesi verdiği yolla ilgili inceleme kararı için Vali Karaoğlu’nu tebrik etmek gerekir.
Umarım, kurulan komisyon varsa eksikleri belirler ve insanlar hatalar yüzünden yaşamını yitirmez.








23 Ağustos 2014 Cumartesi

YA KAPATIN YA DA DURDURUN


Tarım-sanayi çelişkisini yıllardan beri yaşayan ve üstüne üstlük bir de kaçak yapılaşma girdabından bir türlü kurtulamayan Bursa’da, duyarlı ve çevreye sahip kurumların olması gelecek için umutları arttırıyor.
Kimileri, hiç de hak etmedikleri biçimde  “istemezükçü” ve “Bursa’nın büyümesini engelliyor” diye nitelendirse de akademik odalar ve sivil toplum örgütleri, Bursalılar adına çok önemli hizmetler veriyor.
Bunlardan birinin sonucu geçen hafta Bursa kamuoyu ile paylaşıldı. Kısaca anlatayım:
Büyükşehir Belediye Meclisi 2013 yılı Mart ayı toplantısında, Bursa Ovası’nı kirleten işyerlerine taşınmaları için 7 yıl daha ek süre verilmesiyle ilgili meclisten karar geçirdi.   Mecliste onaylanan kararda, Merkez Planlama Bölgesi Nazım İmar Planı’nda kalan kirletici işyerine taşınmaları için 2021 başına kadar ek süre tanınıyordu.
Karar, aralarında tekstil, boyahane, döküm, metal, kaplama, hurda, mermer, kereste ve yedek parça imalatçılarının da olduğu 500’ün üzerinde işyerinin taşınma süresini 7 yıl daha uzatmıştı.
Meclis, kararının iptali için Ziraat Mühendisleri, İnşaat Mühendisleri, Şehir Plancıları odaları Bursa Şubeleri ile Bursa Barosu ve kısa adı Doğa-Der olan Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği İdare Mahkemesi’ne başvurdu.
Davacılar,  kararın İmar Kanunu’na, Bursa 2020 yılı 1/100 bin ölçekli Çevre Düzeni Planı, 5403 Sayılı Toprak ve Arazi kullanımı Kanunu’na ve hukuka aykırı olduğu, imar affı niteliği taşıdığını ve hiçbir bilimsel ve teknik gerekçeye dayanmadığını iptal gerekçesi olarak sundular.
Büyükşehir Belediyesi ise tarım arazileri üzerine kurulu işyerlerinin men edilmelerinin kamu düzeni ve yararı açısından telafisi mümkün olmayan zararlara sebep olacağı, sosyoekonomik yapıyı ve istihdamı doğrudan etkileyeceğini savunarak, iptal isteminin reddini talep etti.
Bursa 2’nci İdare Mahkemesi, Belediye Meclisi Kararını hem 1/100 binlik plana, hem Toprak ve Arazi Kullanımı Kanunu’na hem de hukuka uygun bulmayarak iptal etti.
Mahkemenin kararını değerlendiren Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Ertuğrul Aksoy’un sözleri çok önemli. Aksoy’a göre, Çevre ve Şehircilik, Gıda Tarım ve Hayvancılık, Devlet Su İşleri ve Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin Bursa Ovası üzerinde kaçak kurulan sanayi tesislerinin yapılaşmasında büyük suçu ve sorumluluğu var. Üstelik bu kaçak sanayi tesisleri Bursa Ovası’nı yok etmekle kalmayıp büyük miktarda yer altı suyunu kaçak kullanarak, enerji elde etmek için kömür yakarak, atık suları ve baca gazlarını arıtmadan doğal ortama bırakarak ciddi oranda kirlilik oluşturuyor. 
Aksoy, iptal kararıyla birlikte Bursa Ovası üzerinde geniş bir alan kaplayan büyüklü küçüklü çok sayıdaki bu kaçar tesislerin varlıklarını sürdürme olanağının kalmadığını vurguluyor. Aksoy’a göre, bu tesisler ya derhal kapatılmalı ya da faaliyetleri geçici olarak durdurularak Organize Sanayi Bölgelerinde bulunan boş alanlara taşınmalı. Sanayi tesislerinin boşaltıldığı alanlar üzerinde yeniden tarım yapılması için de Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından gerekli çalışma yürütülmeli bu alanların boş ve işlevsiz bırakılmasına izin verilmemeli.
Ovaya yapılan bir saldırıyı durdurmanın gururunu yaşamadıklarını da ifade eden Aksoy’un endişesi bunun bir son olmayacağı. Ancak, bu saldırılar karşısında kamu yararını, şehircilik ilkelerini, ovayı, dağı, ormanı savunmayı sürdüreceklerinin özellikle altını çiziyor.
Karar ile ilgili Bursa Büyükşehir Belediyesi henüz görüş açıklamadı.  Danıştay’da temyiz imkanı da var.
Ancak, Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Aksoy’un önerisine de kimse kulak tıkamamalı. 
Kirletici bu tesislerin etkisini her gün yaşıyoruz.
Hava ve su o kadar kirlendi ki, kent içinden geçen Nilüfer Çayı simsiyah akarken, kent merkezinin her yeri kokuyor. Eskiden yağmur yağmadığı zamanlarda ortaya çıkan koku, artık her mevsim Bursa’yı etkiliyor.
Büyükşehir Belediyesi, mahkemenin bu kararıyla konuyu bir kez daha değerlendirerek, Bursa adına bir an önce çözüm üretmeli.
Ya kapatın ya da faaliyetlerini durdurarak, taşıyın...







 



17 Ağustos 2014 Pazar

ÇÖZÜMÜ BULMAK SİZİN GÖREVİNİZ

Bir dokun bir ah işit misali. “Yaşlılara hakaret etmeyin bırakın artık” başlıklı yazımın ardından Hürriyet Bursa’ya gelen telefonlar ve gönderilen elektronik postalar konunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.
www. hurriyet.com.tr’nin iletişim platformundan ulaşanlar bile oldu.
Kimi diyaliz hastası babasından bile otobüste zorla ücret alındığını anlatırken, kimi  yaşlıları gören otobüslerin durak da bile durmadığını dile getirdi.
Küçük Kumla’daki otobüsler işi daha ileri götürüp, aracın girişine “Yaşlıların ücretsiz seyahati mahkeme kararıyla durdurulmuştur” ibaresi asarak ücret almaya devam ediyor.
Gelen şikayetleri sormak üzere aradığımız konunun birinci derece ilgilisi Burulaş Genel Müdürü Levent Fidansoy’a öncelikle böyle bir mahkeme kararı olup olmadığını sorduk.
Mahkeme kararı yokmuş.
Tıpkı verilen haklarını kullanamayan yaşlılar gibi Fidansoy da, bu konudan yana oldukça dertli. Ama onun derdi finansmanla ilgili. İş o kadar büyük boyutlara varmış ki, böyle giderse Büyükşehir Belediyesi’nin ulaşım şirketi çok zor durumda kalacak.
Güzelyalı hattındaki özel halk otobüsleri seferleri durmuş, Küçük Kumla da kapatmak üzereymiş.
AYDA 3 MİLYON ZARAR
Gelelim finansman konusuna Burulaş’ın Valilik ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na gönderdiği rapordaki rakamlar doğruysa durum vahim.
Rapora göre, ücretsiz taşıma yüzünden Burulaş ayda 2.2 milyon, Özel Halk Otobüsçüleri de 800 bin lira zarar ediyor.
65 yaş ve üzeri vatandaşlara da ücretsiz biniş hakkının verildikten bir ay sonra yani nisan ayında 65 yaş üzeri seyahat kartı 46 bin 503 iken haziran ayında bu sayı , iki ay içinde yüzde 55 artarak 72 bin 290’a ulaşmış.  Üç milyona yakın Bursa’nın nüfus yapısına göre 65 yaş üzeri nüfus 230 bin dolayında eğer bu rakamlara ulaşılırsa, ulaşımın finansmanı imkansız hale gelecek.
Fidansoy’a göre, yasa çıktı ama sorunlar nedeniyle yeni düzenleme gerekiyor. İlk aşamada saat uygulaması meclisten gelen tepkiler üzerine kaldırılmış. O dönemde saat 10.00-16.00 ve 20.00-24.00 saatleri arası yaşlılar ücretsiz seyahat edebiliyorlarmış.
Şimdi tüm gün boyunca ücretsiz.
DEVLET FİNANSE ETSİN
Fidansoy, dünyanın her yerinde ücretsiz taşıma olduğunu ancak hükümet tarafından bunun sübvanse edildiğini söylüyor.
Kırgızıstan ve Malta örnekleri de veriyor. Malta’da toplu taşım ihalesine giren şirketlere devlet ücret ödüyormuş, ödenecek bedele göre ihale gerçekleştiriliyormuş.Kırgızıstan’da ise devlet yolcu başına belirli bir miktar ödeme yapıyormuş.
Türkiye’de de aynı sübvansiyonun uygulanmasını istiyor.
Peki bunda yaşlıların suçu ne?

Kanun çıkarıyorsunuz, sonra uygulamaya gelince, “finansman sıkıntısı var, batacağız” böyle gerekçe olmaz.
İnsanları umutlandırdıktan sonra yüzüstü bırakmak, Türkiye gibi yaşlısına saygının gelenek olduğu bir ülkeye hiç yakışmıyor.
Çözümü bulmak kanunu çıkaran ve uygulayanların görevi 

10 Ağustos 2014 Pazar

TERMİK SANTRAL İÇİN REFERANDUM YAPALIM


Bursa, kamuoyu son bir aydır Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde (DOSAB) kurulacak kömürlü termik santrali tartışıyor.
İddialı bir cümle kuracağım ama belki de 10 Ağustos’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlinden daha çok termik santral konuşuldu.
Yerel gazeteler manşetlerine taşırken, televizyonlarda tartışma programları yapıldı.
Belki de doğrusu bu.
Çünkü Bursa’da yaşayanları en cumhurbaşkanlığı kadar ilgilendiren bir konu.
DOSAB yönetimi tam saha pres taktiğiyle sanayi bölgesinin buhar ihtiyacının tamamını, elektrik ihtiyacının da üçte birini karşılayacak santrali her platformda anlatmaya devam ediyor.
DOSAB Bölge Müdürü Serhat Şengül’ün bugüne kadar çeşitli platformlarda 30’un üzerinde sunum yaptı.
En büyük sunumda 3 gün önce DOSAB tesislerinde gerçekleşti. 2 saate yakın süren sunum bir yerel televizyon kanalından da canlı yayınlandı.
ULUSLARASI DENETİM ÖNERİSİ
Bu kez sözü işin patronu yani DOSAB Yönetim Kurulu Başkanı Ferudun Kahraman aldı.
Projeyi kendilerinden dinlemeden araştırmadan yapılan eleştirilerden oldukça rahatsız.
Ancak, Bursa’nın termik santral konusundaki tepkilerini de kulak tıkamadıkları görülüyor.
Daha önceki ÇED sunumlarında yer almayan yeni bir konu kamuoyunun bilgisine sunuldu.
Benim de daha önceki yazımlarımda sürekli dile getirdiğim, santralin işletme döneminde ortaya çıkacak sorunlarla ilgili bir denetim önerisi yapılıyor.
Bu eleştirileri yapmamız, gördüğümüz kötü örneklerden kaynaklanıyor. Bursa bir ayda iki büyük fabrika yangını yaşadı. Uzmanların değerlendirmesine göre, özellikle son yangın   bu işletmedeki tedbirsizliklerden kaynaklanıyor.
Yani, dünya standartlarına uygun bir tesis kursanız bile işletmedeki aksaklıklar büyük felaketlere yol açabiliyor. Ya da başka bir deyişle konulan kurallara uyulmaması yüzünden çevre kirliliği ortaya çıkabiliyor.
Öyle olmasaydı bugün Bursa’nın her yeri kokmaz, Nilüfer Çayı simsiyah akmazdı.
DOSAB bu eleştiriler üzerine, işletme denetiminin uluslar arası bağımsız bir kuruluşa yaptırılması önerisini getiriyor.
Bence önemli bir adım ve bunların kamuoyunda tartışılmasının sağlayacağı yararı gösteriyor. Daha 5-6 aylık ÇED sürecinde daha bir çok öneri ortaya çıkacaktır.
TOFAŞ’IN ENDİŞESİ
Nitekim, sunumda bölgede üretim yapan dev fabrikası bulunan Tofaş’ın da konuyu yakından takip ettiği ortaya çıktı. DOSAB Yönetim Kurulu Üyesi olan Tofaş İnsan Kaynakları Müdürü
Burhan Çakır da, bu konudaki beklentilerini dile getirdi.
Ekonomik ve çevre açısından sıkıntı görmedikleri fabrikanın acaba otomobil üretimine etkisi ne olacaktı? Türkiye’de bunun başka bir örneği olmadığı için bir norm da oluşmamış, başta   Fiat ve Chrysler’e soruldu. Ayrıca sektörde faaliyet gösteren diğer firmalardan da bilgi isteniyor. Çakır, “ilk etapta 65 metre olan termik santral bacasının yükseltilmesini isteyebiliriz” diye ekliyor.
DOSAB, bilgilendirme atağını sürdürürken, çevreciler de boş durmuyor.
İlk günden termik santrale karşı olan Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği (DOĞADER), Termik Santral Karşıtları Platformunu oluşturdu. Platformda  bölgede yer alan Panayır, İsmetiye, Demirtaş, Doğanevler, Yeniceabat mahalle muhtarları, sakinleri ile Sinpaş, Yaseminpark'ta oturanlar, projenin yapılmaması için Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne topladıkları 5 bin 558 dilekçeyi verdi. 
BURSALILARA SORALIM
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Bursa eski Çevre Müdürü Mahmut İnan’dan da bir öneri geldi.
Plesibit yapalım...
İnan’a göre, büyük bir sanayi baskısı altında denizleri,dereleri, gölleri, tarım toprakları can çekişen Bursa’da bu problemler birçok projede ortaya çıkıyor. Bu durum kent yöneticilerini, kurumları, siyasileri de büyük sıkıntılara sokuyor. Bu problemleri aşmanın en iyi ve mantıklı yolu plesibit. Yani referandum yaparak halka sormak. 
5393 Sayılı Belediye Kanunun 15’inci maddesi belediyelere halk oylaması yetkisi veriyor. Söz konusu maddede, “Belediye, belde sakinlerinin belediye hizmetleriyle ilgili görüş ve düşüncelerini tespit etmek amacıyla kamuoyu yoklaması ve araştırması yapabilir” ifadesi yer alıyor.
Kentin yarınlarını etkileyecek böyle bir yatırım için bununun kullanılması gerektiğine ben de inanıyorum.
İstanbul Kadıköy’de bir parkla ilgili geçtiğimiz aylarda mahalle halkına soruldu.
Neden, havamızı suyumuzu kullanacak böyle bir tesis için Bursalılara sorulmasın?



6 Ağustos 2014 Çarşamba

DURAKTA ÖLÜM DEĞİL, OTOBÜS BEKLENİR

İnsanın içini acıtan ölümler bunlar...
2009 yılı Kasım ayı Kurban Bayramı’nın üçüncü günü, Küçük Sanayi İstasyonu yakınlarındaki otobüs durağına hızla gelen otomobil taklalar atarak dalıyor.
Durakta bekleyen  Resmiye Yurteri (64), Semra Çetin (47), Hikmet Dikici (43) ve Ebru Candaş (21) olay yerinde, Cevriye Tokpınar (51) feci şekilde can veriyor.
7 yaşındaki kardeşi Cansu’yu trafik kazasında kaybeden otomobil sürücüsü Atıl Arda Yavuz, uzun süren yargılama sonucu 5 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılıyor. 
Bursa ölümlere üzülüyor, tartışıyor, sonra durağın yeri değiştiriliyor. Ancak yine aynı yerde kaza meydana geliyor.
Kazaların ikincisi ise geçtiğimiz 13 Nisan günü yine İzmir yolunda bu kez Nilüfer durağında yaşanıyor.
Kontrolden çıkan otomobil, otobüs durağına dalıyor, bu kez  ortaokul öğrencileri 14 yaşındaki Furkan Akbulut ve 16 yaşındaki Serkan Alkan'ın yaşamını yitiriyor.
Otomobil sürücüsü yargılanırken, durağa önlem olarak 8 çelik bariyer dikilerek, durak yeniden açılıyor. Ancak bekleyen yolcular yine korku içinde.
SON KAZANIN ACI ÖYKÜSÜ
Son kaza, yürekleri burkan öyküyü de içinde barındırıyor.  Panayır Mahallesi’nde oturan 5 çocuk babası Rasim Güngör Manisa Celal Bayar Üniversitesi sınıf öğretmenliği son sınıf öğrencisi kızı Tunay Güngör’ün tek dersten kaldığı bütünleme sınavına göndermek için saat 03.00 sıralarında birlikte evden çıkıyor. Baba-kız evlerine 1 kilometre uzaklıktaki otobüs durağına giderek, Şehirler Arası Otobüs Terminaline gitmek için durakta otobüs beklemeye başlıyor. Otobüs yerine ölüm geliyor. Yine hız yüzünden kontrolden çıkan otomobil yine ölüm. 
Dün sabah işe gelirken saydım o bölgede yani Yalova yolu üzerindeki karşılıklı 12 durak yola sıfır. Sadece Orman Bölge Müdürlüğü karşısı ve Terminal girişindeki iki durak ana yoldan uzak, paralel yol kenarında. Diğerleri adeta ölüm durağı.
Kazaların meydana geldiği İzmir yolunu tekrar yazmaya gerek yok. Ankara yolu ise tam bir keşmekeş. Hafif raylı sisteme paralel dolmuş ve otobüsler sefer yapıyor. Halk otobüsleri ile dolmuşlar arasındaki ralli, hem araçların içindeki hem de yoldaki vatandaşlara ecel terleri döktürüyor. 

”DEFALARCA RAPOR YAZIP, DERDİMİZİ ANLATMAYA ÇALIŞTIK”

TMMOB Makina Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanı İbrahim Mart, bu konuda en çok çaba gösteren insanlardan biri.
Geceleri gözüne uyku girmediğini söylüyor. Daha önce yaşanan benzer kazalara ilişkin uyarılarına ve hazırladıkları raporlara rağmen kenti yönetenlerin sorumluluklarını yerine getirmediklerinden dert yanıyor.
Mart’a göre, bunlar yerine getirilmediği taktirde insanlar, duraklarda otobüs yerine ölümü bekleyecekler.  
Trafik magandalarının cirit attığı yollarda, insanlar can verirken, kent yöneticilerinin bunlara seyirci kalmasına tepki gösteriyor. 
Mart, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’ye de çağrı yapıyor.  Ya durakları standartlara uygun hale getirin ya da kaldırın.  Yoksa insanlar ölmeye devam edecek.

ÖRNEK DURAK PROJESİ KAMUOYUNA SUNULACAK
İbrahim Mart, trafik ile ilgili sorunları hem 1/100bin plan toplantıları hem 2014-2019 Ulaşım Odak toplantısında belediye yetkililerine sunduklarını anlatıyor.
Bu kez rapor hazırlayıp, Bursa kamuoyuna sunmayı planlıyor. Üstelik örnek otobüs durağı projesiyle.
Sözün özü; duraklarda otobüs beklenir, ölüm değil! Bunun önlemini almak da Bursa’yı yönetenlere düşer...






Yatırımcı çıkmayınca Büyükşehir yapacak

  27 Ekim 2021 Çarşamba, 07:56     Bursa'da yerel gündem son aylarda oldukça hareketlendi. Emek-Şehir hastanesi metro hattından T2'y...