çevre kirliliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çevre kirliliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2016 Çarşamba

KİRLETMEYE HAKLARI VAR, BİLMEYE HAKKIMIZ YOK


Bursa'nın hava ve su kirliliği ile ilgili takibimiz devam ediyor. 
Peki, yazıyorsun da ne değişiyor, kirlilik önleniyor mu sorularınızı duyar gibi oluyorum.
Buna bir öykü ya da eskilerin deyimiyle kıssa ile yanıt vereyim.
Hazreti İbrahim’in ateşe atıldığı sırada bir karınca ağzında bir damla su ile koşa koşa gidiyormuş.
Hem de boyu göklere varan cehennemi ateşe doğru. Gökte uçan ve gagasında ateşe atmak üzere bir dal parçası taşıyan bir kartal onun bu telaşını görüp sormuş hemen yanına yanaşıp: “Bu acelen niye,  Nereye böyle?”
Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp, “Duymadın mı” demiş. “Nemrut, İbrahim Peygamber’i ateşte yakacakmış. İşte ateşin olduğu yere su götürüyorum.”
Bu sözleri duyan kartal kendini tutamayarak uluorta kahkahalarla gülmeye başlamış. “Sen şu ateşe hiç bakmadın mı?” diye sormuş. “Ne kadar büyük, senin bir damla suyun ona ne yapabilir ki?”
Su taşıyan karınca, “olsun” demiş. “Hiç olmazsa safımız belli olur.”
İşte bu yüzden Bursa’yı ve çevreyi korumak adına safımız belli olsun diye yazıyorum.
Gerisi kirletenlere ve önlem almayanlara kalmış.
En son çevremizi saran kötü kokuyla ilgili Hürriyet Bursa’daki yazımda, Bursa Valiliği İl Mahalle Çevre Kurulu’nun 18 Ağustos’taki toplantısının tutanağını kamuoyuna açıklayarak, tekstil sektöründe faaliyet gösteren ve kokuya neden olan bacalara filtre takılması süresinin 01 Ocak 2018 tarihine kadar uzatıldığını yazmıştım.   
Konuyu aktardığım Çevre Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Efsun Dindar, kararın Bursa ile sınırlı olduğunu açıklayarak, aslında koku yönetmeliğinin 2013’ten beri yürürlükte olduğunu ve bu yönetmelik hükümlerine göre koku emisyonu oluşturan tesislere yönelik önleme ve azaltmayı öngördüğünü anlatmıştı.
İşin özeti 3 yıldır yasal mevzuat yerine getirilmemiş, üstelik 2 yıl daha kokunun devam edeceği gerçeğiydi.
Dindar, bize bilgi vermekle de kalmıyor. Çevre Mühendisleri Odası olarak Bilgi Edinme Yasası’na göre, Çevre ve Şehirlik Müdürlüğü’ne de yazı ile soru gönderiyor. Sadece kararı değil, yapılan denetimleri ve uygulanan cezalar hakkında da bilgi istiyor.
Dindar’ın sorduğu sorularını nihayet yanıt geldi.
Peki, ne mi diyor?
Bir sayfalık A4 kâğıdı tamamen yazı ile dolu ama hiçbir şey demiyor…
Denetim yapılmış ama bilgi yok.
Gerekçesi de “Bilgi Edinme Kanunu’nun Özel Hayatın gizliliği başlıklı 21’inci maddesi.
Madde şöyle: Kişinin izin verdiği haller saklı kalmak üzere, özel hayatın gizliliği kapsamında açıklanması halinde kişinin sağlık bilgileri ile özel  ve aile hayatına, şeref ve hasysiyetine, mesleki ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır”
Bürokrasi böyle bir şey olsa gerek, Dindar, firma ismi veya tutanak istemiyor ki, onun veya bizim derdimiz herhangi bir firmayı işte çevreyi kirletiyor diye açıklamak değil. Peki ne? Şikayet mekanizması yeterince işliyor mu, denetimler yapılıyor mu ve bunlara yaptırım uygulanıyor mu?
Bunları öğrenmek hakkımız değil mi?
Onların çevreyi kirletmeye hakları var, bizim bunu öğrenmeye ve önlemeye hakkımız yok.
Bu işte  bir yanlışlık yok mu?
Dindar, gelen yazı üzerine yeniden bu kez denetimleri soran bir yazı daha göndermiş. Bakalım ona ne yanıt verilecek.
Takipçisi olacağız.
Bu arada, yazıyı yazarken önümde duran Hürriyet Gazetesi’ndeki bir haber dikkatimi çekti. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun açıklamasına göre dünyada yaklaşık 2 milyar çocuk zehirli hava soluyor. Rapora göre, dünya genelinde her yıl 5 yaşından küçük 600 çocuk hava kirliliğine bağlı rahatsızlıklar nedeniyle ölüyor.
Buna yorum yapmayacağım.
Neye taraf olduğumuz ve neyin karşısında olduğumuz bilinsin yeter…







7 Eylül 2014 Pazar

BURSA’YI GÖZ GÖRE GÖRE YOK EDİYORUZ













Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak”                                                                                      Kızılderili Atasözü

Avrupa’dan yaşanan göçler nedeniyle Amerika’da çevre katliamları üzerine söylenen bu atasözü yüzyıllar geçmesine rağmen günümüzde de para hırsı yüzünden aynı davranışları sergileyen insanlar için maalesef geçerliliğini koruyor.
Dünyanın belki de en güzel coğrafi ve iklim yapısına sahip yerlerinden biri olan Bursa her geçen gün tükeniyor.
Farkında mıyız? Buna verilecek yanıt maalesef hayır.
Bu iklim ve coğrafya Bursa’ya başka yerlerde üretilmesi imkansız ürünleri de sunuyor. Örnek mi istiyorsunuz.
Gemlik zeytini başka yerde yetişmiyor. Çok deneyen oldu. Orhangazi’deki istasyonlarda üretilen milyonlarca Gemlik tipi zeytin fidanı önce Ege’ye ardından Suriye sınırındaki arazilere kadar ekildi. Sonuç? Üç yıl Gemlik tipi zeytin üreten ağaçlar, dördüncü yıldan sonra başka türlere dönüşüp özelliğini kaybetti.
Siyah incir dediğinizi duyar gibi oluyorum.
Evet, Siyah İncir, halen sadece ve sadece Bursa’nın belirli köylerinde üretilebiliyor. Avrupa’nın lüks marketlerinde doğal afrodizyak olarak satılıyor.
Gürsü’nun Deveci armudu, ovanın şeftalisi.
Tüm ürünler maalesef vahşi ve geleceği hesaplamadan yapılan kıyımların kurbanı olmak üzere.
Zeytinden başlayalım. Daha yeni yasa tehdidi olmadan zeytinlikler, beton yığınları için birer birer yok ediliyordu. Gemlik, Orhangazi ve Mudanya’da zeytinliklerin yerlerini betonarme siteler aldı bile. Zeytin ağaçlarını kestikten sonra bahçe önüne iki palmiye alın size yeşillik. Hepsi bu. Bugünlerde İstanbul-Bursa-İzmir otoyolu için binlercesi daha kesiliyor. Yoldan geçecek araçların yaratacağı kirlilikte çevresindekileri yok edecek.
Üreticiler iyi para kazandıklarını fark ettiği için siyah incir son yıllarda bir nebze olsun kıymete bindi. Yarın o araziler de değer kazanınca onları da zeytin ağaçlarının akibeti bekliyor.
Gürsu ve Kestel’deki şeftali ve armut bahçelerinin çevresini önce kaçak ardından ruhsatlı organize sanayi bölgeleri kuşattı. Yapılan arıtma tesisleri ise ihtiyacı karşılamaktan uzak. Bir çoğu da ücret ödememek için atıklarını en yakındaki dereye bırakıyor. Olan tabi ki belki de lezzeti ve tadı dünyanın hiçbir yerinde olmayan armut şeftaliye oluyor.
Hürriyet Bursa’nın geleneksel yazarlar toplantısının sonuncusunu Okan Aras’ın daveti üzerine Kestel Kavşağı yakınlarındaki bir bahçede yaptık. Ortak konu çevre kirliliği ve Bursa’nın her yerini saran kokuydu.
Hürriyet Marmara Temsilcisi Burcu Başar, Mudanya yolunu anlatırken, Demet Çoraklı Yıldız, İstanbul güzergahını, Tıp doktoru spor yazarı Prof. Dr. Sinan Çavun da İzmir yolundan örnek veriyordu. Kısacası Bursa’nın dört bir yanı kokuyordu.
Yemek sonunda Yakın Çevre Yolu güzergahına çıktığımızda, tartıştığımız konu, gerçek kokusuyla kendini gösterdi. Otosansit Kavşağı’ndan çevre yoluna girdiğimizde önce yanık lastik kokusu karşıladı. Ardından sanayi atığı olduğu her halinden belli metan, kükürt ve tanımlayamadığım birkaç koku eşliğinde İstanbul yoluna ulaştık. Geçtiğimiz köprülerden akan dere ve çaylar ise simsiyah akmaya devam ediyordu.
Bu güzelim kenti göz göre göre yok ettiğimizin bir kez daha farkına varmanın üzüntüsüyle eve ulaştık.
Yeşil Bursa zaten bitmişti. Şimdi de son kalıntılarını bizler yok ediyoruz.
Kızılderili atasözü ile başladık. Yine atasözü ile bitirelim.
“Doğa, bize dedelerimizden kalan bir miras değil, torunlarımıza bırakacağımız bir emanettir.”







27 Temmuz 2014 Pazar

ÖN YARGI VE GERÇEKLER


Dünya tarihinin en önemli bilim adamlarından biri kabul edilen Albert Einstein’in “Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan zordur” sözleri, insanın davranışlarının nasıl kalıplar içine sıkıştığı çok güzel anlatır.
Gazeteciliğin doğasında ise şüphecilik hakimdir.
Bursa son bir aydır Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde (DOSAB)  kurulacak kömürlü termik santralini tartışıyor.
Kimilerinin tüyleri kömürün adını duyar duymaz diken diken olurken, kimileri ise projeye enerji arzı ve ekonomik olarak bakıyor.
Yukarıda belirttiğim gibi gazetecinin doğasına hakim olan şüpheci bakış açısı, bu tür projeler için çok önemli. Acaba, neden ve niçin gibi sorular insanı ve toplumu doğruya yöneltir.
En önemlisi de uzman görüşü.
DOSAB Bölge Müdürü Serhat Şengül, büromuzu ziyaret ederek, projeyi tüm ayrıntılarıyla anlattı. Üzerinde uzun yıllardır çalıştıkları belli ve santrali kesin olarak yapma konusunda kararlı görünüyorlar. Çünkü, onlara göre, diğer alternatiflerin hiç biri bunun kadar verimli ve ekonomik bulunmamış.
Şengül, yaptığı sunumda, Avrupa’dan da çeşitli örnekler verdi. Paris’te Ren nehrinin kıyısındaki kömürlü santralden Berlin’deki açık saha kömür kullanan bir çok santrali ve özelliklerini anlattı. Şengül’e göre, DOSAB santrali, kömürün naklinden enerji üretimine su kullanımından atıkların bertaraf edilmesine kadar olan tüm süreçleriyle çevre dostu bir santral olacak. Santarilin kurulmasındaki temel amaç  ise sanayi tesislerinin buhar ihtiyacını karşılamak. Bölge buhar ihtiyacının tamamını,elektrik tüketiminin üçte birini karşılayacak santral saatte 390 ton buhar, 49 megavat elektrik üretecek.
Şengül’ün anlattıklarının Bursa kamuoyunda tartışılması gerektiğine inanıyorum ve bu konuda benim için en önemli referanslardan biri akademik odalar. 
Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)  İl Koordinasyon Kurulu (İKK)  Dönem Sekreteri ve Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Remzi Çınar, diğer oda başkanlarıyla birlikte geçen Çarşamba günü DOSAB ile beklenen görüşmeyi yaptı. Şimdi her oda temsilcisi, santrale bakış açısını yansıtan raporlarını hazırlayacak ve hazırlanacak rapor ağustos ayı ortalarına doğru Bursa kamuoyu ile paylaşılacak.
Çınar, görüşme öncesindeki düşüncelerini koruyor. Bursa kent merkezinde kömürle çalışan bir santralin sağlıklı olmadığını savunuyor. Çınar’a göre, çevreye daha az zararlı doğalgazla buhar üretimi gerçekleştirilebilirdi.
Çınar’ın ikinci eleştirisi ise daha kamuoyunda tüm ayrıntılarıyla tartışılmamasına ve karşı görüşler ortaya çıkmamasına rağmen kent yöneticilerinin “çevreci santral” diye görüş açıklamaları. Bunun çok yanlış olduğunu vurgulayan Çınar’ın bir başka eleştirisi ise santral kurulduktan sonra öngörülen çevreye bakış açısının sürdürülebilir olmaması. Bunun örnekleri çok. Kentin göbeğinde yasak olmasına rağmen hala halk otobüslerinin 10 numara yağ kullandığını anlatan Çınar’a göre, birilerine yüzde 10-15 fayda sağlayacak diye Bursa feda edilemez.
Çınar , görüşmede aynı önerisini DOSAB yetkililerine de anlatmış, Kent merkezinden geçen ve simsiyah akan Nilüfer Deresi’ni temiz akıtın biz de bu termik santralin çevreye zarar vermediğine inanalım.
Bursa gibi ben de termik santral için akademik odaların raporunu bekliyorum.  

9 Temmuz 2014 Çarşamba

ŞEHİR İÇİNDE TERMİK SANTRAL; ALTIN VURUŞ

Korkulan haber sonunda Ankara’dan geldi.
Artık Bursa kent merkezi sayılan şehirlerarası otobüs terminalinin hemen karşısında yer alan Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde (DOSAB) kurulacak 49 megawatt gücündeki Buhar ve Elektrik Üretim Santrali'ne Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan izin çıktı.
14 Ocak 2013’ta “Şehrin göbeğinde termik santral olmamalı” başlıklı yazımda, yaşanacak sıkıntıları anlatmıştım.
Aradan neredeyse bir buçuk yıl geçti ve bakanlık şehir içinde termik santrale izin verdi.  Bursa, Keles’in 23 köyünü nerdeyse ortadan kaldıracak termik santrali tartışırken, asıl sürpriz DOSAB santrali oldu. 
Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü sitesine konulan ÇED raporundan alıntılar yaparak, bu santral hakkında biraz bilgi vereyim.
DOSAB, Bursa’nın planlı kurulmayan OSB’lerinden biri olmasına rağmen sonradan yapılan planlarla büyüyerek, Türkiye’nin en büyük organize sanayilerinden biri oldu. 300 firmanın üretim yaptığı DOSAB’ta yaklaşık 30 bin kişi istihdam ediliyor. İçerisinde ağırlıklı olarak tekstil sektörü, otomotiv ana ve yan sanayinde faaliyet gösteren firmaların yer aldığı bölgede kurulmasına onay verilen tesis 49 megawatt güç kapasitesi ile faaliyet gösterecek.
Yıllık cirosu, 2 milyar doları ihracattan olmak üzere, toplam 4 milyar dolar olan DOSAB içerisinde yer alan firmaların ihtiyaç duyduğu buharın tamamı ve elektriğin bir kısmının karşılanması için planlanan ve kömürle çalışacak santral sayesinde doğalgaz tüketiminde yüzde 65 tasarruf sağlanacak.
GÜNDE 600 TIR KÖMÜR KENT MERKEZİNE TAŞINACAK
DOSAB içerisinde yaklaşık 52 bin metrekare alan üzerine kurulması planlanan tesisin 30 ayda bitmesi hedefleniyor. Santralin çalışma süresi 8 bin 250 saat/yıl ve projenin ekonomik ömrü ise 30 yıl. 
Şimdi gelelim asıl konuya...
Proje kapsamında ihtiyaç duyulan kömür ise Polat Madencilik Sanayi ve Ticaret Limited şirketinden tedarik edilecek. Ön anlaşma ÇED raporunun içinde yer alıyor. Küller de Bursa Çimento’ya verilecek.
Santral,
yılda 500 bin ton ve günde bin 200 ton linyit kömürünü yakıt olarak kullanacak. Ve bu kömür, Gönen, Kepsut, İsaalanı, Dursunbey, Alpagut’tan karayoluyla getirilecek. Rakamla yazınca belki size bir anlam ifade etmiyor olabilir.
Günde bin 200 ton kömür demek, her gün
600 TIR yada kamyonun kömür getirmek için şehre girmesi anlamına geliyor.
Santral sıfır kirlilik yaratsa bile günde 600 kamyonun kente girmesi bile kirlilik için yeterli değil mi?
SIFIR KİRLİLİK SÖZ KONUSU DEĞİL
En büyük tepkiyi santrale onayı öğrenen çevreciler veriyor. DOĞADER Başkanı Murat Demir’e göre, şehir içinde düşük kalorili kömürle termik santral, kirlilikte son nokta anlamına gelen altın vuruştan başka bir şey değil.
Demir’e göre, Bursa zaten aşırı derecede kirli bir havaya sahip. Bunun üzerine kömürle çalışan santralin yaratacağı kirliliği koyarsanız, bu olumsuzluğun tuzu biberi olacak. Zaten sağı-solu sanayi ile çevrili Bursa’da fabrika bacalarından zehir saçılmakta. Hangi teknoloji olursa olsun, yanan kömürün sıfır atığı söz konusu olamaz.
Demir, santralin yapılmaması için yasal girişimlere başlayacaklarını söylüyor.
Aslında benim gibi çoğu kişinin umudu Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’nin bu konudaki görüşüydü.
BURSA’YI KİRLETENLER JAPON VEYA ÇİNLİ DEĞİL
Çünkü, Bursa Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde kentte kirliliğe yol açan tesislerden 10 yıl için kurtulma planları yapıyor. Kentin anayasası olan imar planlarına da bunlar işleniyor ve Bursa artık kirlilik yaratacak fabrika istemiyor. 
2 yıl önce Gemlik Serbest Bölgesi’nin hemen yakınındaki Azot sanayi de termik santral kurmak için girişimlerde bulunmuş, önce Gemlik halkı ve Belediye Başkan Vekili Refik Yılmaz, ardından Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe karşı çıkınca proje rafa kaldırılmıştı.
Aynı tavrı DOSAB santrali için beklerken, Altepe yaptığı açıklamada, gerekli bilgiyi alacaklarını ve çevre için olumsuz bir durumun olma şansı bulunmadığını söyleyerek ekliyor; ‘Avrupa standartlarına uyulduktan sonra şehir içinde tesis olur. Özellikle Almanya’nın her yerinde şehir içinde termik santral var. Çevreye zarar vermeden çalışabiliyor. Avrupa’daki standartlara uyduktan sonra şehir içine tesis olur. Bölgedeki sanayicilerin hepsi Bursalı. Yanlış bir şey olmaz. Yanlış bir şey olsa durur, çalışmaz zaten’
Altepe’nin bu konudaki görüşüne maalesef katılmıyorum.
Gelişmiş ülkeler, kent merkezlerinde bu tesisleri kurmuyor. Altepe’nin ayrıca sanayicilerle ilgili görüşleri de Bursa’nın mevcut durumuyla maalesef örtüşmüyor.
Nilüfer’in simsiyah akmasına, kentin artık dört mevsim kokmasına neden olanlar Japon veya Çinli değil!
Kentin geleceğini etkileyecek olan bu konuda iş, yine çevrecilerin hukuksal zeminlerdeki mücadelesiyle sonuçlanacak sanırım.



 



Yatırımcı çıkmayınca Büyükşehir yapacak

  27 Ekim 2021 Çarşamba, 07:56     Bursa'da yerel gündem son aylarda oldukça hareketlendi. Emek-Şehir hastanesi metro hattından T2'y...